KORKUNÇ YILLAR YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU-ULUS GAZETESİ-03.02.1957 NR:12187

 

Geçenlerde Varlık Dergisi Basımevi son Rus Alman muharebeleri cehenneminden kurtularak ve esaretten esarete düşerek Londra’ya gidip yerleşmiş Cengiz Dağcı adlı bir soydaşımızın tüyler ürpertici sergüzeştlerini anlatan kitabını yayınladı. “Korkunç Yıllar” adını taşıyan bu kitap roman şeklinde yazılmış olmakla beraber,bizzat yazarın açıkladığına göre bir “muhayyele” eseri değildir. Cengiz Dağcı Varlık Dergisi’nin bir anketine verdiği cevapta “Romanda anlattığım hemen hemen hepsini kendim yaşadım veya gördüm.Pek azını da dinleyerek öğrendim” diyor. Nitekim romanına kahraman olarak aldığı ve Sadık Turan adnı taktığı kişinin de kendisinden başka biri olmadığını itiraf ediyor.
 
            Zaten Cengiz dağcı bunu,itiraf etmese de biz bilecektik.Çünkü roman sanatını ilk defa deneyen,nihayet lise tahsili hududunu bile geçmeyen bir “antodiacte” yazıcının bize harb sahnelerinin fecayıını ,adta Leon Tolstoy’un “Harb ve Sulh” eserindeki kadar canlı bir şekilde tasvir etmesinin imkanı olabilir miydi ? Belli ki Cengiz Dağcı ateşin,demirin içinden bizzat kendi geçmiş ve toplama kamplarının işkencelerini,sefaletlerini bizzat kendi etinde hissetmiş olan bir adamdır. Aksi takdirde o kitap,baştan başa,canhıraş bir feryat halini alır mıydı ?
 
            Romanın kahramanı,bir Rus teğmeni üniforması taşıyor. Fakat bu üniformanın içindeki genç adam başka bir millet namına,başka bir dille,başka bir yurdun hasretini söylüyor. Hangi millet ? Hangi dil ? Hangi yurd ? Bunu,ne kendisini en ileri savaş hatlarına sürenler ne de yaka paça esir edip toplama kamplarına tıkanlar biliyor.Ona kimi Kırımlı veya Kazanlı küçük tank subayı,kimi de sadece “Pis bolşevik” diyor. Bunun içindir ki,her iki taraf, onu, insan tahammülünü aşan bir şiddetle tartaklıyor. İşin en fecisi,Sadık Turan’ın kendisi de ne olduğunu,nereden gelip nereye gittiğini pek iyi bilmiyor.Fakat biz köyünden,anasından,
babasından ,ilk tahsilini yaptığı cami dibindeki mahalle mektebinden her bahsedişinde kendi köylerimizi,kendi ana babamızı,kendi mahalle mektebimizi hatırlayarak “Sen bizdensin” demekte tereddüde düşmüyoruz. Kaldı ki o da bizim dilimizle konuşmaktadır ve süründüğü mahşer kargaşalığı içinde bir Azerbeycanlıya ,bir Türkistanlıya bir Özbeğe veya bir Türkmene rasgeldi mi ağzından çıkan ilk söz “Kardeşim” yahut da kendi şivesiyle “Gardeş” hitabıdır.
 
            Her birine ayrı ayrı isimler verilen ve her biri Rusya enginin  ayrı ayrı bölgelerine dağılmış olan bu”gardeş” ler hep bir araya gelince kaç milyonluk bir millet teşkil eder,bilen var mıdır ?
  Dünyanın her tarafında “ekalliyet” haklarını arayıp soran ve üçer beşer yüzbin kişilik cemaatlerin bile hürriyeti üstüne titreyen medeniyet alemi,milyonlarca Türkün ,bir vakitler Çarlık zulmü,şimdi de Bolşevik vahşeti altında inim inim inlediğini hiç işitmiş midir ? Bunlardan birkaç yüzü ,geçen harbin sonlarına doğru, bine yakın Rus askeriyle kaçak harb esiri olarak İsviçre’ye sığınmışlardı. 1947’de Moskova’dan bir heyet gelip bunları hep birlikte Rusya’ya götürmek istedi,Rus olanlar gitti.Fakat,Türkler içinden bir tanesi dönmek istemedi. “Bizi Türkiye’ye yollayın” diyorlardı.
 
            İşte,ancak,bu hadisw üzerinedir ki, gerek İsviçre hükümeti gerekse O.N.U.’ya bağlı milletlerarası mülteci teşkilatı,Rusya’da bir büyük Türk kitlesinin mevcut olduğunu öğrenmişti. Fakat, Rusya Türkleri daha sonra ne oldular ? Bundan hiç kimsenin haberi yoktur ve hiç kimse haber almağa da lüzum görmemiştir. Kırım’dan, Azerbeycan’dan, Dağıstan’dan milyonlarcası kafile kafile Sibirya’ya sürülmüştür. Ne kadarı yollarda kalmış,ne kadarı hala yaşamaktadır bilmiyoruz. Yalnız,yukarıda adlarını söylediğimiz bölgelerde yerli Türk halkı namına bir takım perişan insan hükmelerinin Dante’nin Araf’ındaki hayaletler gibi dolaştıklarından haber almaktayız.
 
            Lakin derin bir ye’isle görüyoruz ki,bu facianın yankıları,medeniyet aleminde en hafifi bir tepki uyandırmamıştır. Burada “tepki” sözünü kullanırken Kızıl Dev’e karşı herhangi bir siyasi hareket aklımızdan bile geçemez. Maksadımız,hiç değilse, o aleme mensup fikir ve kalem erbabının vicdanından bir şefkat ve bir merhamet sesi koparabilmektir. Bu vicdan sesi Kızıl Dev’in yuttuğu birçok milletler için yükselmesini bilmiştir. Fakat bunların en mazlumu olan Rusya Türkleri bahsinde daima tıkalı kalmıştır. Neden ? Bu sual bizi,garbın manevi kıymetlerinin muhasebesine kadar götürebilir.

Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    485913 Ziyaretçi