KIRIM TÜRKLERİNİN DESTANINI YAZDI-MUSTAFA KÖKER-AKSİYON DERGİSİ SAYI:482-01.03.2008

 

Mustafa Köker - Sayı: 482 - 01.03.2004


Kırım Türklerinin destanını yazdı


LONDRA - Savaş yıllarında Kırım’ı terketmek zorunda kalıp, çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşayan ve İngiltere’ye yerleşen Cengiz Dağcı, Türkiye'yi hiç görmediği halde bütün eserlerini ‘annemin dili’ dediği Türkiye Türkçesi ile yazıyor.


O Türkçenin yaşayan en büyük yazarlarından.Onu anlatan en doğru ifade “yalnız bir adam” olur herhalde. Rus baskı ve işgalleri sonucu yurdunu kaybeden binlerce Kırım Tatarından biriydi. İngiltere’deki yaşamı hiç kolay olmadı; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kaldı. Halen Güneybatı Londra’nın yeşilliği ve tenis turnuvalarıyla ünlü Wimbledon bölgesinde yaşıyor. Polonyalı eşinin ölümü ile daha yalnız, kendi halinde bir hayat yaşamaya başladı. Ama yazmaya devam ederek geçen bir yalnızlık bu...

İlk kitabı “Korkunç Yıllar”, 1956 yılında bizzat Yaşar Nabi’nin arzusu ile Varlık Yayınları arasından çıkan. 57 yıldır Türkiye Türkçesi ile yazarak, Türk edebiyatına 20’den fazla eser kazandıran Cengiz Dağcı, “Türkçe bana anamın konuştuğu dil” diyor ve yazı dili olarak Türkçeyi kabul ettiğini belirtiyor. Türkiye ve Türkçe sevdalısı ama Türkiye’yi hiç görmemiş. South Fields’daki mütevazı evinin duvarlarını birçok kuruluşun verdiği ama hiçbirini almaya dahi gidemediği ödüller süslüyor. Ödülleri içinde Türkiye Yazarlar Birliği ile İlesam’ın “Yılın Yazarı” ve Türk Ocakları Üstün Hizmet Ödülü plaketleri göze çarpıyor. Yakın dönemde bütün eserleri Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanan yazarın basılmış 24 kitabı var. Tevazuyu prensip edinen yazar, değil şov yapmak “Beni yazdıklarımla değerlendirin” diyerek, kendini anlatmaktan bile uzak duruyor.

1956 yılında çıkan ilk kitabının adı “Sadık Turan’ın Hatıraları”dır. Ancak müsveddelerini gönderdiği Varlık Yayınları sahibi Yaşar Nabi, kitabın çok büyük olacağını bildiren bir mektup yazarak, iki cilt halinde yayınlamak istediğini bildirir ve ilk cilt “Korkunç Yıllar” adı ile yayınlanır. Bundan üç ay sonra da ikinci cilt “Yurdunu Kaybeden Adam” okurlarıyla buluşur. İngiltere’ye 1947 yılında gelen Dağcı, Türkiye Türkçesini benimsemesi ve yazı dili olarak kabullenmesinde, Türkiye’den yakınlarının gönderdiği birkaç kitabın etkisi olduğunu inkar etmiyor.

Redaksiyonu Ziya Osman Saba yaptı

Cengiz Dağcı artık, Türkçenin kazandığı yazarlar arasında yerini almaya başlamıştır. Yaşar Nabi ile yazışmalarında kitaplarının şair Ziya Osman Saba tarafından redakte edileceğini öğrenir. Yaşayan Türkçenin duayenlerinden Ziya Osman Saba’nın kitaplarını redakte etmesine memnun olan Dağcı, “Benim dilimi bozmadan çok, düzeltilerek, kitaplarım ‘ütülenmiş’ olarak çıktı” diyor. İlk kitabı “Korkunç Yıllar”ın Türkiye Türkçesi ile basılması ve dört baskı yapması Dağcı’nın cesaretini artırır. Daha önce cep kitapları basan Varlık Yayınları artık Cengiz Dağcı’nın eserleriyle birlikte büyük kitaplar basmaya başlar.

Değişik zamanlarda Londra’ya gelen Yaşar Nabi Nayır, Cengiz Dağcı’yı sık sık ziyaret etmeyi ihmal etmez. “Batı edebiyatını yakından tanıyan biri” olarak tanımladığı Nayır ile ortak düşüncelerde buluşan Dağcı, bir mektup ile başlayan diyaloğun ardından aynı yayınevinden çıkacak 8 romana imza atar. Bunlar arasında “Onlar da İnsandı” büyük bir çalışmadır. Daha sonra “O Topraklar Bizimdir”i 1970’li yıllarda Varlık Yayınları’na gönderen yazar, Yaşar Nabi Nayır’dan ilginç bir mektup alır. Artık Türkiye’de sağ—sol kutuplaşmalarının başladığı ve terör olaylarının arttığı yıllar başlamıştır. Sanat dünyasında da kutuplaşmaların keskinleştiği yıllardır. Sıkıyönetim çekincesi, Sovyet Sosyalist sistemine ağır eleştiriler getiren Dağcı’nın kitaplarını Varlık Yayınları’ndan uzaklaştırır.

“Nadir Nadi’den sonra

Varlık Yayınları komünistleşti”

Yazar, şair Osman Türkay ile elden gönderdiği kitaba Yaşar Nabi’den “Bu kitabı basamayız, yanlış anlaşılır” cevabını alınca artık yol ayrımına gelmiştir. “O Topraklar Bizimdi” kitabındaki komünizme ağır eleştiri, Dağcı ile Varlık Yayınları’nın yollarına ayırmaya yetmiştir. Bir başka yayıncı, Kağan Yayınevi, kitabı, “komünizm” ile ilgili bölümlerin çıkarılması halinde basabileceğini bildirir. Yazar böyle bir düzeltme yapmayacağını söylemesine rağmen, yayınevi bu bölümleri çıkarıp yayınlar. Sıkıyönetim döneminin bitişini müteakip Londra’ya gelen Yaşar Nabi, müsveddeleri Dağcı’dan tekrar ister. Cengiz Dağcı o yıllarda kitabına sansür konmasından Yaşar Nabi’yi tenzih ederek, “Aslında Yaşar Nabi’nin solculuğu solculuk değildi… Batı edebiyatını yakından takip eden mantıklı biri idi. O öldükten sonra yayınevi komünistleşti” diye ilginç bir yorumda bulunuyor.

Varlık Yayınları ile başlayıp, Kağan Yayınları ile devam eden serüven, Cengiz Dağcı’yı farkında olmadan bir tarafın yazarı haline getirir. Değişik gazetelerde kitaplarına getirilen eleştirilerde, zaman zaman yazar ile kitaptaki kahramanları bütünleştirenler olur. “Korkunç Yıllar” ile ilgili olarak Ulus gazetesinde geniş eleştiriler yer alır. O eleştiride, “Sadık Turan, Cengiz Dağcı’nın kendisidir” gibi, yazar ile roman kahramanını bütünleştiren yorumlar dikkat çeker. Oysa, Sadık Turan romanın kahramanıdır ve kendisi değildir. Romanlarında kendi hayatından bir şeyler olduğunu kabul ediyor yazar, ama Sadık Turan’ın Cengiz Dağcı olmadığını ısrarla vurguluyor ve bu gibi eleştirilerin daha sonraki yıllarda çeşitli gazete ve dergilerde devam ettiğini, bugün bile benzeri birçok eleştiri yapıldığını da ekliyor.

Yaşar Kemal ortaokul için iyidir!

Londra’da oturup, Kırım Tatarlarının çilesini yansıtan romanlarıyla Türk edebiyatına eserler veren Cengiz Dağcı, o yıllarda Türk yazarlardan, Orhan Kemal, Yaşar Kemal ve Kemal Tahir’i okur. Bunlar arasında Yaşar Kemal’in İngilizce olarak basılan “İnce Memed”i de vardır. Okuduğu yazarları değerlendirirken, “Yaşar Kemal ortaokul çocukları için iyidir. Orhan Kemal ve Kemal Tahir de iyidir diyebilirim. Ama benim için Türk romanı Reşat Nuri, Yakup Kadri ve Halide Edip’tir. Halide Edip benim için en değerli romancıdır” diyor.

İyi derecede İngilizce ve Lehçe bilen, Rusçayı da iyi konuşan Cengiz Dağcı, bir dönem İngilizce yazmayı da denemesine rağmen Türkçede devam etmeye karar verir. Bir İngiliz profesör tarafından “Korkunç Yıllar”ı İngilizceye çevrildiği halde yayıncı bulunamadığı için basılamaz. Cengiz Dağcı, “Bir yazar hangi dilde yazar ise o dilin yazarıdır” diyerek, Polonyalı yazar Kozinevski’yi örnek gösteriyor. Polonyalı olmasına rağmen ülkesinde kimse Kozinevski’yi tanımamaktadır.

Dağcı’nın edebi hayatı sadece romanlarıyla sınırlı değil. İlk romanı olan “Arkadaşım Maksud”dan önce Rusça yazılmış üç perdelik bir tiyatro eseri var. “Korkunç Yıllar”dan önce yazılmış olmasına rağmen, “Korkunç Yıllar” basılınca Rusçadan Türkçeye çevirdiği oyunu Yaşar Nabi zayıf bulduğundan basılmaz. Tek müsveddesi olan oyun Varlık Yayınlarına gönderildiği için yazarın elinde kopyası da kalmamıştır.

Kırım’da tarih okuyan Dağcı, gençlik yıllarında Rus yazarların birçoğunu okuduğu için edebiyat ile iç içe yaşar. Gençliğinde şiirler de yazar. Romanlarını önce el yazısı ile yazan Dağcı, daha sonra daktilo ile temize çekerek yayınevlerine ulaştırır bugüne dek. Kullandığı en gelişmiş yazı makinası ise elektronik daktilodur.

Birkaç yıl önce eşi Regina hanımı (12 Ocak 1998 gecesi) kaybeden Dağcı, o tarihten itibaren yazı hayatını da yavaşlattı. Çünkü, Batı Edebiyatı okumuş Regina Hanım, derin bilgi ve kültürü ile destek veriyordu Dağcı'ya. Türkçe bilmediği için yazdığı romanları okuyamasa da en büyük desteği eşinden gördüğünü saklamıyor Cengiz Dağcı. Ve, “Sadece son çıkan kitaplarından ve İngilizlerin hayatından öykülerin yer aldığı “Bay Markus Burton’un Köpeği”ni biraz anlatmıştım kendisine” diyor eşinden söz ederken.

Yazar kutuplaşmalarda yer almamalı

Cengiz Dağcı’nın romanlarında ana temayı Kırım Tatarlarının sürgün yılları ve İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşadıkları dram oluşturdu. Eserlerindeki antikomünist yaklaşım sebebiyle, sağ—sol kutuplaşmaları Dağcı’yı “sağcı yazar” olarak bir kesime ait hale getirdi. Bu durumdan rahatsızlığını özel sohbetlerinde dile getiren yazar, “Yaşar Nabi’nin ölümünden sonra Varlık Yayınevi ile irtibatım koptu. Türkiye’de ideolojik ayırım çok öne çıktı. Varlık Yayınevi’nin başına geçenler beni ‘sağcı yazar’ olarak değerlendirdi ve eserlerimi basmadı. Ben yazarların kutuplaşmalar içinde yer almasından hoşlanmıyorum. Yazar, toplumun her kesimine hitap eder. Şimdi bütün kitaplarım (24 adet) Ötüken Yayınları tarafından seri olarak yayınlanıyor. Onlara müteşekkirim.”

Ayrı kaldığı, bir daha dönemediği ve hayatı boyunca özlemi ile yaşadığı Kırım’ı sadece romanlarına konu etmekle yetinmiyor, her fırsatta anayurdundaki gelişmeleri yakından takip ediyor. Yarım asırdan fazla süren “Korkunç Yıllar”ın ardından Sovyet Sosyalist sisteminin dağılmasıyla birlikte Kırım Tatarlarının vatana dönüşü mutlu ediyor Kırım’ın büyük edebiyatçısını. Maddi imkansızlıklar sebebiyle kitapları Kırım'da basılamasa da yüreği Kırım’a dönen/dönemeyen Tatarlarla birlikte atıyor.

Çifte nikahlı ayrı dine mensup mutluluk

Cengiz Dağcı’nın, vatandan uzakta geçen savaş yıllarında, Polonya’da tanışıp 53 yıl birlikte yaşadığı eşi Regina hanım, Roman—Katolik asıllı. Birlikte geçen yarım asırdan fazla sürede iki ayrı dine mensubiyetin eşi ile sorun olmadığını anlatıyor Dağcı. “Eşimle farklı dinlerden olmamız hiçbir zaman problem olmadı. Evlendiğim zaman eşim Roman—Katolik ben ise Müslümandım. Evvela nikahımızı imam kıydı, sonra kiliseye gittik. Eşimin dinine göre evlenebilmesi için Roma Papazının izninin olması gerekiyordu. Her ikimizin dinine göre nikah yapıp evlendik. Evlilik hayatımız boyunca dinlerimiz problem olmadı.”

Sınırsız özgürlüğün yaşandığı ülke olarak tanımladığı İngiltere’de bugüne dek yazdıklarından dolayı hiç bir zaman suçlanmadı ve ceza almadı Dağcı. Yazarların özgür olmasını savunurken, “İstersem İngilizler için büyük bir devlet adamı olan Churchill hakkında veya Kraliçe II. Elizabeth hakkında yazılar yazıp yayınlayabilirim. Bunlardan dolayı suçlanmam” diyor.

Söylemlerinden dolayı “sağ” kutba mal edilen bir yazar olarak, sol partiye mensup Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından bizzat Türkiye’ye davet edildi. Eserleri sadece sağ kesim edebi çevreleri tarafından ödüllendirildi. Sol kesim, halkının dramını, sömürülüşünü, yurtsuz kalışını romanlara döken yazara yüzünü çevirip bakmadığı gibi, önce kitaplarını basmadı ardından “yok” saydı Cengiz Dağcı’yı. Birileri görmemekte ısrar etse de, tarihe ciltler dolusu kitapları ile not düştü.


ESİR KAMPINDAN YAZARLIĞA

Cengiz Dağcı, 9 Mart 1920 tarihinde Kırım’ın Yalta şehrinin Kızıltaş köyünde doğdu. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçti. İlkokul köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirdi. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. 1941’de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946’da Londra’ya yerleşti. Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. Türk edebiyatının en güçlü yazarlarındandır. Hüzünlü bir üslûbu vardır.

 

 


Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    505338 Ziyaretçi