KIRIM KIZILTAŞ EFSANESİ-www.yenidenergenekon.com

 

 

HAYDUTLAR MAĞARASI KIZILTAŞ EFSANESİ

    1.     Uzun kış akşamlan yel bacada ıslık çaldığında, kudurmuş deniz gibi gürültü çıkardığında Tatarlar ocak başına oturup, yaşlıların Kırım’ın son yiğidi hakkındaki hikâyesini dinlemeyi çok severler. Hiçbir zaman ezilenlerin ve yoksulların canını yakmayan Alim ile Kırım’ın dağlan bile gururlanmışlar. Zenginler Alim’den şimşekten korkar gibi korkmuşlar. Bütün vilâyette sadece bir adam, Alimle görüşmek istediği için onu araştırmış. O, Karasubazar’ın eski idarecisi imiş. Söylediklerine göre, onun yumruğu terazi gramlıklarından da ağır imiş. Onun keskin bakışından yerin altına saklanarak bile kurtulmak mümkün değilmiş.
          Kırım durmadan o konuda, yalnız Alim hakkında yedi yıl boyunca konuşmuş. Bu yıllar içinde, Alim yedi kere nöbetçilerin eline geçmiş ve yedi kere zincirleri kopararak, Taraktaş dağlarına, Nogay çöllerine kaçmış. Gençliğin tamamı Alim’in dostuymuş. Halk gece gündüz Allah’ın adını anıp, Alim’i belâdan korumasını isteyerek namaz kılmış. Fakat, Alim’in başı üstünde kara bulutlar asılı duruyormuş. Aksakallı yaşlılar seslerini çıkarmasalar bile bunu biliyorlarmış.
          O yıl, Kırım’da görülmemiş bir soğuk olmuş. Fakirler çok sıkıntı çekmişler ama bu zenginler için de iyi olmamış. Çünkü yol boyunca Alim yaptığı baskınlarla hiç birine aman vermemiş
         
            Alim’i değişik ferlerde görüyorlarmış. O, şehirlerde ortaya çıkıyor, hatta Karasubazar’ın idarecisine giderek Alim’i ele geçirmek için yardım bile teklif etmiş. O zaman idareci Alim’e:
      Alim benim elime geçerse, sana yüz onluk demiş. Alim ona gülerek, işte Alim senin eline kendi geldi, fakat sen onu tutamadın der ve hemen pencereden sıçrayarak atına binip şehirden çıkıp gitmiş.  Ardından atlılar kovalamış, yetişememişler.
           Alim’in beyaz atında üç burun deliği varmış ve o durmadan üç gün üç gece koşabilirmiş.
           Alim Taraktaş dağlarında da yaşamış. O zaman üç taraftan nöbetçiler çıkıp, bütün Taraktaş dağlarını sarmışlar, fakat Alim’i bulamamışlar. Otuz kahvecisi zamanında Alim’e haber vermişler, Alim de Kızıltaş’a geçmiş. Oraya, toprağın altından girilen… Haydutların saklandığı nemli bir mağara varmış. Orada Alim’in ihtiyacı olan her şey toprağın altında duruyormuş. Bu mağaranın içinde, şifalı suyla yaraları iyileştiren ve insanların gücünü arttıran başka bir mağara daha varmış.
           Orada, Kızıltaş’ta, Alim epey bir zaman sesini çıkarmadan beklemiş. Orayı yalnız otuz kahvecisi ve Alim’in elçisi Battal biliyormuş. Battal için, dilini yutmak, Alim’i ele vermekten daha kolaymış. Alim Battal’ın öksüz yavrusu Şaşne’yi seviyor ve babası ile ona bazen Türk fesi, bazen pullu fes, bazen de altın küpeler gönderiyormuş. Şaşne dostlarına yeni hediyelerini gösterip böbürleniyormuş. Büyüyünce Alim’in onunla evleneceğini, Kızıltaş’ın hazinesinin tamamını ona vereceğini söylüyormuş.
          Domanaka rumunun kızı bunu işitince babasına gidip söylemiş. Babası Alim’den korkuyor ve onu sevmiyormuş, çünkü korkarsan her zaman sevmezsin. Onun haricinde onların arasında kan düşmanlığı varmış. Baskın sırasında Alim Domanaka’nın kardeşini öldürmüş. O zaman Otuz’da idareci ortaya çıkmış, cemaati toplamış. O Tatarlara aladoğan gibi bakarak, “Alim benim elime geçene kadar, köyün dışına tavuk, kafesteki güvercin bile çıkıp kanat çırpmasın1.” demiş. O gece köyde hiç kimse uyumamış. Sokakta uğultulu rüzgâr esip bahçelerdeki ağaçlan kırmış, korkakların kapısını tık tık çalmış ve geçenlerin üstüne uçurtma yağmuru gibi atılmış. Dağ korkutucu bir şekilde nefes almış, bulutlu gökten gürleyerek yağan yağmur, sel oluşturup Kızıltaş deresinde binlerce su taşkını meydana getirmiş.
            O gece, haydutlar kimseyi beklememişler, haydutlar mağarasının içinde yanıp bitmek üzere olan korlu ateşin başında cepkenlerine sarılıp uyumuşlar.
         
           Alim çok dikkatli uyuyormuş. Sanki, her gün yaptığı gibi, o gece de, şifalı suyu içmek istemiş, fakat mağaranın içindeki çeşmelerden su yerine kan fışkırıyormuş. Dağ yamaçlarının üstünde karayılanlar halka şeklinde sarkarak duruyorlarmış. İşte onlardan biri, kaygan ve soğuk olanı, Alim’in boğazına sarılıp düğümlenmiş.
          Bu ağırlığa dayanamayan Alim, çok kötü bağırmış, gözlerini açıp baktığında yanında kendini göğsünden bastırıp boğazını sıkan çok büyük bir adam görmüş. Alim bağırmış, fakat kalbinin altından kopan acı ağrı, onun aklını başından almış. Alim tekrar gözünü açtığında artık kendinin ve dostlarının bağlanmış olduğunu görmüş. “Selâmünaleyküm Alim, sen bana misafir olarak gelmiştin ama şimdi görüyor musun ben sana misafir olarak geldim.” diye biri onu ensesinin üstünde konuşmuş.
         Alim’in gözleri tekrar kararmış, kendini kaybetmiş. İkinci defa kendine geldiğinde artık sabah olmuş ve onu şamara üstüne köy sokağı boyunca alıp gidiyorlarmış. Sanki bütün köy ölü, köyde tek bir canlı görünmüyormuş. Herkes idarecinin bakışından saklanıyormuş. İdareci, Alim’e bakıp sesini çıkarmadan sanki bir şey sorar gibi olmuş, Alim de bakışlarıyla cevap vermiş: “Biliyorum, artık Kırım’da başka yiğitler olmayacak!”
         Artık öyle vakti olmuş, köy yönetiminin yanındaki arabaların üstünde bağlanan haydutlar yatıyormuş. Alim de ayaklarından demir zincirlerle bağlanmış. Onun yanında kahveci Battal yatıyormuş. Yola devam etmek için her şey hazır olunca Battalın kızı Şaşne, koşarak gelir ve göz yaşlan dökerek incinip ağlar. İdareci kıza: “Ağlama, baban çabucak döner.” der. Sonra, Alim’e bakarak “Az kalsın unutuyordum, ben sana borçluyum. Hatırlıyor musun, Alim benim elime geçtiği zaman, sana yüz onluk vereceğime inandırmıştım? Şimdi Alim benim elimde, para senindir.” der. Alim: “Onları şuna ver.” diye kızı gösterir.
         Arabalar yavaş yavaş yerlerinden kalkar ve böylece Alim’i dağlardan ömrünün sonuna kadar alıp giderler.
      AYDAMAQLAR QOBASI OJZIL-TAŞ EFSANESİ
      (kırımca)
            Uzun qış aqşamları bacadan yel sızğırğanda, quturğan deniz kibi ökürgende, tatarlar ocaq başmda oturıp, Qnmmn sonki yigiti aqqmda, qartlarnın ikâyesini dinlemeğe pek seveler. İç bir vaqıt ezilgenlerinin ve yoqsullarnm canını ağırtmağan Alim içün, Qnmnm dağlan bile ğururlanğanlar. Baylar Alimden, yaşından qorqan kibi, qorqqanlar.Bütün guberniyada Alimnen körüşmek istep, om yalınız bir adam araştırğan. O Qarasuvbazarımn eski kayası eken. Aytqanlanna köre, onıfi yumruğı teraze funtluqlarmdan da ağır eken. Onıfi keskin baqışından yer tübüne saqlanıp bile, qurtulmaq mümkün değil  eken.
          Qnm toqtamadan o aqta, yalınız Alim aqqında yedi yıl laf etken. Bu yıllar içinde, Alim yedi kere qaravullar qoluna tuşken ve yedi kere buğavlarnı qopararaq, Taraqtaş dağlanna, noğay çöllerine qaçqan. Bütün yaşlıq Alimge dost eken. Xalq gecekündüz allanın adını anıp, Alimni belâdan saqlamasını istep, namaz qılğanlar. Lâkin, Alimnin başı üstünde qara bulutlar asılı tura ekenler. Aq saqallı qartlar tmıp tursalar da, bum bile ekenler.
        Şu yılı, Qrımda körülmegen suvuq olğan.Faqırlar çekişken, lâkin zenginlerge de aruv olmağan,çünki yollarJ bovUt Alimnin basamlarından iç birevi aman körmegenler.
        Alimni çeşit yerlerde köre ekenler. O şeerlerde peyda ola ve atta Qarasuvbazar kayasına barıp, Alimni elge bermek içün, öz yardımını bile teklif etken. Bu vaqıt kaya Alimge:
        Alim menim elimde olsa, sana yüz onluq, değen. Alim onı külerek: Mına, Alim senin qolufia özü keldi, lâkin sen om tutıp olamadın, dey ve aman pencereden sıçrayaraq, atma minip, şeerden çıqıp ketken. Artından atlılar quvğan, yetalmağanlar.
        ketken. Artından atlılar quvğan, yetalmağanlar.
      Alimnin beyaz atma üç tanav oîıp, o toqtamadan uç kün, uç gece çapa bile eken.
      Alim Taraqtaş dağlarında da yaşağan. Bu vaqıt üç taraftar qaravullar çıqıp, bütün Taraqtaş dağlarını sarıp alğanlar, lâkin Alimni tapamağanlar. Otuz qavecisi, vaqıtmda Alimge xaber etip yetiştirgen, Alim QızılTaşqa avuşqan. Anda, topraq tübünden kirilgen… aydamaqlar saqlanğan, dımlı bir qoba bar eken. Anda, Alimnin itiyacı şeyleri topraq tübünde tura eken. Bu qobanıiî içinde, şifalı suvnen yaralarnı sağıltqan ve insanlarnıfi quvetlerini arttırğan diğer bir qoba daa bar eken.
      Mmda, QızılTaşta, Alim bayağı bir vaqıtlar susıp turğan. Onı, yalınız Otuz qavecisi ve Alimnin elçisi Battal bile eken. Battalğa öz tilini yutmaq, Alimni elge bermekten qolay eken. Alim, Battalnıfi öksüzçigi Şaşneni seve ve babasınen ona, kimerde türk fesi, kimerde panh fes, kimerde de altın küpeler cibere eken. Şaşne, öz dostlarına yanı baxşışlarnı kösterip, qopaya turğan eken. Balaban olsa, Alim ona evlencegini, bütün QızılTaş xazinesini ona berecegini, aytıp yüre eken.
            Domanaka urumnın qızı bum eşitip, babasına barıp ay ta. Babası Alimden qorqa ve om sevmey eken, çünki qorqsafi, er zaman sevmeysin. Ondan da ğayn, olarnıft arasında qan düşmanlığı bar eken: basqm vaqtında, Alim domanakanm tuvğanım öldürgen. O vaqıt Otuzda kaya peyda olğan, cemaatnı toplağan. O tatarlarğa qırğıy kibi baqıp: ‘Alim menim elimde olmağanğa qadar, köyden kenarğa tavuq, qafesteki gogercin bile çıqıp qanat sallamasın!’.  değen. Şu gecesi, köyde iç bir kimse yuqlamağan. Soqaqta avazlı şeytan toy oynap, bağçalardaki tereklerni smdırğan, qorqaqlarnın qapısı tıqtıq qaqqan ve keçkenlernifi üstüne sazağanlı yağmur kibi atılgan. Tav qorqunçlıqorqunçlı nefes alğan, buluüı kökten gürüldep yağmur, sel olıp QızılTaş deresine binlerce suv taşqınları meydanğa ketirgen.
          Bu gece, aydamaqlar iç kimseni beklemegenler, aydamaqlar qobası içinde yanıp biteyatqan qorlu ateşnifi başında, çekmenlerine sarılıp yuqlağanlar.
          Alim pek saqt yuqlay eken. Sanki, er kün yapqanı kibi, bu gece de, şifalı suvra içeceği kelgen, lâkin qoba içindeki çoqraqlardan suv yerine, qan f ışqıra eken. Caplarnm yuqarsından qara yılanlar qalaçlanıp, sarqıp tura ekenler. Mma olardan birisi, tayğalaq ve suvuq soyu, Alimnifi boğazına sarılıp tüyümlengen.
          Bu ağırlıqqa dayanalmağan Alim, pek yaman bağırğan, közlerini açıp baqqanda, yanında özünifi köküsinden basıp, boğazını sıqıp turğan, büyüktenbüyük bir adamnı körgen. Alim bağırğan, lâkin yüreğinin astından qopqan accı ağırı, onıfi esini alğan. Alim bir daa közlerini açqanda, endi özünifi ve dostlarının bağlı olğanlarmı körgen. ‘Selâm aleyküm, Alim, sen mana musafirlikke kelgen edin, amma şimdi, köresinmi, men sana musafirlikke keldim’, dep, kimdir onın ensesi üstünden söylengen.
          Aliminin közleri öğüne bir daa qaranlıq çokken, esi ketken. Ekinci sefer esi başına kelgende, endi saba açılğan ve om şamara üstüne köy soqağı boyu alıp kete ekenler. Sanki bütün köy ölü, köyde iç bir can körünmey eken. Er kes, kâyanm baqışmdan saqlana ekenler. Kaya, Alimnifi özüne baqıp, indemegen, sanki bir şey sorağanday olğan, Alim de baqışnen cevap bergen: ‘Bilem, artıq Qnmda yiğitler olmaz!’
         Endi üyle vaqtında, köy pravleniyesinin yaranda, arabalar üstünde bağlanğan aydamaqlar yata eken. Alim de, demir zıncırlarnen kişenlengen. Onıfi yanında qaveci Battal yata eken. Yolnı devam etmek içün er şey azır olğanda, Battalnın qızı Şaşne çapıp kele ve köz yaşlar tökip, incinip ağlay. Kaya qızçıqqa: Ağlama, tezden baban qaytar,  dey. Son, Alimge baqaraq: Az qaldı unuta yazdım, men sana borçlum. Xatırlaysıfimı, Alim menim elimde olğan vaqıtta, sana yüz onluq bermege işandırğan edim? Şimdi, Alim menim elimde, para senindir’,  dey. Alim: Olarm şuna ber, dey qızçıqnı köstere.
          Arabalar yavaştan yerinden köçe ve böylece Alimni dağlardan ömürlik alıp keteler.

       

Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    469001 Ziyaretçi