HIZIRBEK GAYRETULLAH-İSTİKLAL GAZETESİ-SAYI 59-(ÇOCUKLUĞUNDA C. DAĞCI'NIN O TOPRAKLAR BİZİMDİ ADLI ESERİ İLE İLGİLİ HATIRASI)

  Hızırbek GAYRETULLAH

 

Doğu Türkistan Üzerine

İSTİKLAL GAZETESİ-Ocak 2009 54. Sayı

Çin'in işgalden önce “Şu-Yu” Batı bölgesi olarak bildikleri Doğu Türkistan 1860 yılından beri Çin işgalinde bulunmaktadır. Aradan geçen 150 yıla yakın bir zamandır Çin işgalinde, Doğu Türkistan Türkleri özgürlükleri uğruna çetin mücadeleler vermişlerdir. Ancak, Mehmet Emin Batur beyin ifadesiyle “gölge adamlar” bu istiklâl mücadelelerinde de gölge etmekten başka bir marifetleri olmamıştır. Nitekim günümüzde de gölge etmeye devam ediyorlar.

1911'de Çin devrimi ile işbaşına gelen Guomendang idaresi 1924 Ocağında yayınladığı beyannamesinde “Çin dâhilindeki bütün milletlere kendi mukadderatlarını kendileri tayin etme hakkını” tanıdığını beyan ediyordu. Guomendang yönetiminin ünlü politikacısı Can-Kay-Şek'te, bu beyanname'nin ışığında ilk defa Sincan yerine “Çin Türkistan'ı” ifadesini kullanıyor ve Doğu Türkistanlıların yükselen milli tansiyonunu düşürmeye çalışıyordu. Fakat 1949'da Tayvan'a çekilen Can-Kay-Şek, Mao yönetiminin Çin'de yaşayan gayri Çinli unsurlara zülüm ve insanlık dışı muameleler yapmakta olduklarının propagandasını yapmaya başlayınca, Maocularda Can-Kay-Şek'in idaresi hiçbir Çinli olmayan milletlere herhangi bir hak tanımadı. Sincan (Doğu Türkistan) ve Tibet gibi milletler en ferah devirlerini komünist idarede bulmuşlardır, diye antipropaganda ile cevap veriyordu. Tam bu sırada, o günlerin etkin gazetelerinden Yeni İstanbul Gazetesi dış politika yazarı Kamil Turan ( Rahmetli Prof. Dr. Kamil Turan ) “Asya'da Ateş Çemberi” serlevhalı bir röportaj yayınlamıştı. Yazı dizisini hazırlarken Tayvan'a yolu düşen Kamil Turan şöyle der: “… Doğu Türkistan meselesine ilk defa milliyetçi Çin parlamentosunun dış politika komisyonu ile yaptığım oturumda temas etmeye karar verdim.” O tarihten birkaç hafta evvel Can-Kay-Şek yapmış olduğu bir basın toplantısında Tibet mevzuunda: “Bir gün komünistleri Kıta Çin'den kovarsak Tibet milletine kendi kaderlerini kendileri tayin etme hakkını vereceğiz.” Can-Kay-Şek'in bu sözlerini hatırlatarak Kamil Turan komisyon başkanı Jen- Şao-Şih'ye “Kıta Çin'e çıktığınızda aynı hakkı Doğu Türkistan'a da tanıyacak mısınız?” diye sorduğunda, görüşme dili olan İngilizce ve Fransızca terk edilerek havanın elektriklendiğini, kendi aralarında bu soruyu müzakere ettikten sonra Abdullah T. Eminoğlu adlı Doğu Türkistanlı komisyon üyesinin Çince tercümanlığı aracılığı ile Çince cevap vereceklerini söylerler. Kendi aralarında müzakereden sonra Kamil Turan'a cevap verilir: “…Aynı şeyi Doğu Türkistan için vaat edebiliriz.” Dediklerini Kamil Turan Bey nakleder. Burada dikkat etmemiz gereken, “Tibet için vereceğiz, Doğu Türkistan için ise vaat edebiliriz” cevabının verilmiş olmasıdır.

Sincan'ı Çin Türkistan'ı olarak kabul eden Can-Kay Şek daha sonraları şöyle diyecekti :”…Sincan, Çin'in bir parçasıdır. Uzun zamandan beri Çin'in bir eyaletidir. Asya'nın ortasında stratejik bir üstür. Çin'in tam etkisinde kalmalıdır.”
Günümüzde ise Çin Can-Kay-Şek'in geçici olarak kullandığı “Çin Türkistanı” nı, “Çin'in Sincan Rayonu” na” indirgemiştir. 1956 yılında verdikleri Sincan Otonom Uygur Rayonundan “Uygur” sözünü çıkarmışlardır. Böylece Doğu Türkistan Çinlileştirilmiştir. Demek ki komünist ve milliyetçi Çin her ikisi de aynı fikirdedir. Türkistan, Uygur gibi milli aidiyet sözünden uzaklaşmışlardır. Buna bir örnekte, 1960 yılında “Asya Halklarının Antikomünist Birliği” kısaca adı APACL olan birlik 22 devletin üyeliği ve 10 devletinde müşahitliği ile aynı yılın haziran ayında Tayvan'ın başkenti Tapei'de toplanmıştı. Guomendang yöneticisi Mareşal Şan Kay Şek bu teşkilatın başında idi.

Eski düşmanı Alibek ile tek ortak noktaları antikomünist olmaları idi. Bundan dolayıdır ki Alibek Hakim'i de bu toplantıya davet eder. O günlerde yayınlanan İzmir Sabah Postası Gazetesi muhabirinin haberine göre, Alibek Hakim bu toplantıda uzun bir konuşma yapmış, Rus ve Çin komünistlerinin hem Batı Türkistan'da ve hem de Doğu Türkistan'da çektirdikleri mezalimi dile getirmişti. Konuşmalar arasında da ustalıkla Rus ve Çin emperyalizmine de yer vermişti.

Şan Kay Şek ile özel olarak görüşen Alibek Hakim'i, daha sonraları Salihli'deki evinde ziyaret etmiştim. Kendilerine Şan Kay Şek'in Doğu Türkistan konusunda ne düşündüğünü sorduğumda, verdiği cevap şu olmuştu:
“…İhtiyar Çinli, Türkistan ve Türk kelimesinden hoşlanmıyor, nefret ediyor. Bize istiklâl ve vatanımızı vermek değil, hala eski zihniyetinde bizi köle ve kul olarak görüyor. Verebileceği âli muhtariyeti yüksek otonomiyi bir lütuf olarak sayıyor. Bu görüşte olan birisiyle irtibatımı kestim.” demişti.

Bundan da anlaşılıyor ki Çin ve gölge adamlar Doğu Türkistan'ı unutturmak istiyorlar. Fakat, doğacak güneş “Belki yarın, belki yarından da yakın” gölgeyi zail edecektir.

*Can-Kay-Şek, Sovyet Rusya, Çin'de 1956 sayfa 103-105
*Aynı eserde
*Kamil Turan Yeni İstanbul Gazetesi 1962 Temmuz sayıları
*Sabah Postası gazetesi 05/08/1960- İzmir.

Not: İstiklal okuyucularının yeni yılını kutlar, yeni yılın Türk ve İslam âlemine hayırlı olmasını dilerim.

 

İSTİKLÂL IŞIĞI

Aralık 2008 53. Sayı

Bundan beş yıl önce aylık gazete olarak ilk sayısı yayınlanan elinizdeki bu gazete, Doğu Türkistanlıların sevinç ve kederlerini ifade etmekten başka içlerinde sakladıkları ümit ve endişelerini de temsil etmektedir.
Anayurt Doğu Türkistan'daki 35 milyon soydaşlarımızın insan hak ve özgürlüklerinden yoksun kendi kendini idare etme hak ve hukukundan mahrum bir şekilde ayakta kalma mücadelesini verirken, bizler de hür dünyada ana yurdun dert ve çilesini, hak ve hukukunu kalemle, sözle, resimle, şiirle dile getirmeye çalışıyoruz.
Biz bir “gazete” yiz…
Ancak, gazete'den ziyade bir milyon sekizyüzyirmisekizbinbeşyüz km² genişliğindeki bir Türk ülkesi'nin özgür dünyadaki sesiyiz.
Ancak, gazete olmaktan öte aynı zamanda kendi kendini idare etme hak ve hukukundan mahrum otuzbeşmilyonluk bir toplumun istiklâl sesi ve ışığıyız.
Bir hürriyet mücadelesi veriyoruz. Ancak, mücadelemiz hakka dayanır. Çünkü hakkı dile getiriyoruz…
İşte elinizdeki bu “gazete”de haklı mücadelemizi dile getirmek için yayınlanmaktadır…
Yoksa birbirimizi teselli etmek için çıkmamaktadır… Feryat edip, içimizi rahatlatmak gayesi ile de yayınlanmıyor…
Elbette bu gazetenin, Doğu Türkistan'ın hürriyet mücadelesinde çok önemli bir yeri, sorumluluğu ve görevi vardır. Çünkü, bir milletin haklılığını ve yüksek medeniyet değerini yazılarla ortaya koyabilmek, yayınlarında memleketi ve davayı tanıtıcı tek bir kelime dahi söylemek, o milletin hayatta kalma, varlığını sürdürme mücadelesine katkısı olan en önemli unsurlardır. Yalnızca “Sinkang-Sincan” değil, “Doğu Türkistan”dır diyebilmek dahi en büyük hizmettir. Doğu Türkistan'ın Çinliler tarafından işgal edilmiş bir Türk yurdu olduğunu belirtmek dahi yeterli ve tesirli bir mücadele şeklidir.
Yaşamak için, varlığı sürdürebilmek için sadece dua yetmez…
Bağırmak, çağırmak da kafi gelmez…
Milli şuuru manevî güçleri ve var olma iradesini ayakta tutmak gerekir.
Karamsar olmanın bir faydası yoktur. Evet, Doğu Türkistan işgal altındadır ama bir gün hür olacaktır. Zira, zulümler ebedi değildir. Gerçi şu anda gasp edilen haklarımızı zorla geri almak gibi bir savaşın içine girme durumunda değiliz. Ancak, milletlerarası plâtformlarda medenî ve siyasî üslûplarla mücadelemize devam ederiz. Bir dergi, bir gazete ile, bir vakıf, bir dernek ve bir iki kurultay vasıtasıyla da hakkımızı gasp edenden koparıp alamayız. Alamayız ama, yazacağımız tek satır ile tek dörtlük ile, bir resim ile, ve tek cümle ile haklı mücadelemizi vurgular ve gelecek nesillerimize intikalini sağlarız. Yazılarımızla, konuşmalarımızla, resimlerimiz ve şiirlerimizle, soydaşlarımızın içinde bulundukları durumu sergiler ve bu gibi yayınlar vasıtasıyla da belgelemiş oluruz…
Sadece “Doğu Türkistan” kelimesinin Çinlileri ne derece korkuttuğunu biliyoruz. Öyleyse karamsar olmaya gerek yoktur…
…Ve bu “gazete” diğer yayın organlarıyla birlikte zifiri karanlığın ötesinde uzakta yanan bir ışık kadar ümit verici olarak görülmeli ve desteklenmelidir.

Not: Bütün okurlarımın mübarek Kurban bayramını kutlar, Türk ve İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını niyaz ederim.

 

 

DOĞU TÜRKİSTAN'IN İŞGALİ

Kasım 2008 52. Sayı

Son zamanlarda Doğu Türkistan konusunda basında yer alan ve Doğu Türkistanlılar tarafından üretilen bir söylemle karşı karşıyayız. Bu söylemlerde, Çin'in bu Türk diyarını 1949 yılında istila ettiğidir. Bu söylemler dikkate alındığında, bu tarihten önce, Doğu Türkistan'ın Çin istilasına uğramadığı anlamı ortaya çıkmaktadır. Buradaki yanlışlık, istila ile rejim değişikliğini karıştırmalarındandır.

Doğu Türkistan davasını savunuyorum diye, 1949 tarihindeki rejim değişikliğini milat olarak alırsanız, 1949 tarihinde önceleri Doğu Türkistan'ın Çin istilasına uğramadığını ifade etmiş olursunuz ki, bu yanlıştır, yanlış anlamaya yol açar. Şayet 19441949 yılları arasında kurulan ve sadece Doğu Türkistan'ın üç vilayetini hâkimiyeti altına alan Üç Aymak Şarki Türkistan Cumhuriyetinin ortadan kaldırılmasını kastediyorsanız, doğru olmakla beraber eksik ifadedir. Çünkü anılan Üç Aymak üç il- Şarki Türkistan Cumhuriyeti, Fatih, Gani ve Osman Batur'ların Çin istilasından silahla kurtarabildiği iki milyon km2 yakın bir coğrafyanın sadece bir parçasından ibarettir. Bundan dolayı bazı Doğu Türkistanlılar bu cumhuriyeti Gulca Cumhuriyeti diye tanımlıyorlar. Üç Aymak üç il- Altay, Targabatay ve Gulca'dan ibarettir. Yani Doğu Türkistan tamamen Çin istilasından kurtarılmış değildir.

Üç Aymak Şarki Türkistan Cumhuriyeti işgale uğramadan önceleri ta 1755 yıllarında, o devirde Çinlilerin Şi-Yü (batı bölgesi) bildikleri Doğu Türkistan'a ilk istila harekâtı Mançurlar tarafından başlanmıştır. O devrin Kazak Han'ı Abılay Han, bu istilayı defetmiştir. (1) İkinci istila gene Mançurlar tarafından 1878 yılında başlamış ve 1944 yılına kadar devam etmiştir. 1949'da ise, Doğu Türkistan'ın yalnız üç ilini hâkimiyeti altına alan Şarki Türkistan Cumhuriyeti Çinliler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla, Doğu Türkistanlılar tarafından değişen bir şey olmamış, kapitalist şöven Çin idaresi yerine, hak hukuk tanımayan gaddar komünist Çin rejimi hakim olmuştur. Yani ikinci Çin istilası 1878 tarihinden günümüze kadar devam etmiş ve etmektedir.

Bu söylemlere sevk eden diğer bir etkende, milliyetçi ve demokratik Çinlilerle olan ilişkiler olabilir mi, diye düşünüyorum. Çünkü Çin Cumhuriyetinin kurucusu Dr. Sun-Yat-Sen'in prensiplerinden biri de “Çinlilerin olduğu yer Çinlilerindir.” Sözü idi. Dolayısıyla demokratik Çinliler de “Türkistan” sözünden hoşlanmazlar ve telaffuz edilmesini istemezler. Nitekim demokratik Çinlilerle işbirliği yapanlar Doğu Türkistan lafzını samimiyetle ikrar etmezler. Bundan dolayıdır ki, Doğu Türkistan milli kurultayı, adını bile Uygur Kurultayı olarak değiştirmiş, demokratik Çinlilerle yaptıkları anlaşmalar Doğu Türkistanlılar adına değil, Uygur adına yapar olmuşlardır.

12-13-14 Aralık 1992 tarihinde İstanbul'da toplanan Doğu Türkistan Milli Kurultay'ının yayınladığı bildirinin 8. maddesinde şöyle bir ifade yer almaktadır. “..Çin'in komünist rejimine karşı faaliyet yürütmekte olan Çin demokratik hareketleriyle işbirliği yapar.” (2) Anılan kurultaya ben ve benim gibi, Çin ve Çin emperyasını istemeyenlerinde davet edilmediği bir gerçektir.

Demokratik Çinlilerde milliyetçi Çin- Doğu Türkistan'a özgürlük ve istiklal hakkı tanımamaktadır. Nitekim Estonya'da icra edilen Uygur Kurultayına şeref misafiri olarak kürsüye çıkan, demokratik Çin tesilcisine, sorulan soruya verdiği cevap dikkat çekicidir. Soruyu soran Doğu Türkistanlı bir Uygur Hanımı; “Sizler Kıta Çin'e iktidara geldiğinizde, yani komünistleri alaşağı ettiğinizde, bize, Doğu Türkistan'a özgürlük ve istiklal tanıyacak mısınız?” Çinli şeref konuğu Cu-Ying'in cevabı, “özgürlük ve istiklal verilmez alınır.” (3)

Bütün söylemlerden, Doğu Türkistan 1949'dan evvel Çin işgaline uğramadığı vurgulanmakta, milliyetçi -Guomındang- kalıntısı, demokratik Çinlileri hoşnut etmek adına topu 1949 Mao işgaline atmaktalar. Yani, Çin ile yan yana barış içinde yaşamaktan, âli muhtariyet (yüksek otonom) nimetlerinden medet umulmaktadır.
Dip Notları:
(1)Bir Asır Geciken İstila, İstiklâl Gazetesi Sayı 50. Kayseri 2008
(2)Doğu Türkistan Dergisi, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını Ocak 1993 Sayısı İstanbul
(3)Estonya Uygur Kurultayı video bantından

Başsağlığı:
1.Türk dünyasının değerli kalemi, arkadaşımız Kemal Çapraz'a,
2.1986 yılında Türkiye'ye Doğu Türkistan'dan gelen 1000 hacının İstanbul'da bulunduğu günlerde yardım çağrıma koşan, hasta hacıları ücretsiz ameliyat eden, şefkat ve merhametle hizmet veren Op. Prof. Dr. Asaf Ataseven Bey'e,
3.Türk dünyasının yılmaz savaşçılarından, ülküdaş ve fikir adamı, birlikte çalışmaktan gurur duyduğum mesai arkadaşım, Doğu Türkistan davasını sinesinde taşıyan ve bu davaya da kalemiyle destek veren günümüz Türk aydınlarından İrfan Ülkü Bey'e,
4.Tahsil hayatımda sıkıntı çektiğim günlerde bana yardım elini uzatan ve bugün yazar ve gazeteci olmamda emeği olan büyük Türk şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca Beyefendiy'e,
Bu muhterem zevata Cenab-ı Allah'tan rahmet, kederli ailelerine, sevenlerine ve ülküdaşlarına baş sağlığı diler, mekânlarının cennet olmasını niyaz ederim.

 

“DOĞU TÜRKİSTAN'I  İSTİYORUM” (1)
 

1951 Şubat ayının 18. günü akşamı, Gaskölün güney kıyısına 8.kızıl alaya bağlı uzun namlulu silahlarla, makineli tüfek ve toplarıyla bir süvari Çin taburu gelip konuşlanmıştı. Aynı gün, 8. kızıl alayın esas gücü Makay'daki Osman Batur'a saldırmıştı. Gelen taburla aramızdaki tek sınır karayelle hafif çalkalanan Gasgölü idi. Gölün doğu ve batı taraflarında bizim gözcülerimiz, yüksek tepeleri tutan mücahitlerimiz mevzilenmişlerdi. Kapıya dayanan düşmandan uzaklaşmak için bütün kafile, güneye dağlara doğru göç etmeye başlamıştı. Karmaşa, heyecan ve telaş birbirine karışmıştı. O günün akşamı, kafile Buka davan sayına sığınmıştı. (Buka davan boğa geçidi anlamında)

Ertesi gün kar yağışı durmuş, günlük güneşlik bir gündü. Kafile savunmaya elverişli, tek girişi olan Buka davan sayını tutmuştu. Gelen düşman birliğinin komutanı, Şin-hay'dan yanına kılavuz ve tercüman olarak aldığı bir Kazak, bir Uygur'la üç subayını elçi olarak yollamıştı. Gözcüler, beyaz bayraklarla gelen beş atlıyı Buka davan sayının girişinde karşılamışlar. Silahtan arındırarak Alibek (2) ve arkadaşlarının huzuruna çıkarmışlar. Elçiler, çay, baharat, tuz ve kibrit vs. bir yığın hediyelerle gelmişler. Tarih boyunca Çinliler Türkleri hediyelerle kandırmamışlar mıydı? O geleneği gelen elçiler de sürdürüyordu. Elçiye zeval olmaz. Alibek ve arkadaşları gelen hey'eti, elçilere gösterilen töreye göre karşılamış, izaz-ikramda bulunduktan sonra esas konuya gelmişlerdi.

Hey'etin başkanı olan binbaşı söze başlamış “Biz Çin'e yeni bir düzen, eşitlik, adalet ve haksızlıklara uğrayanların haklarını korumak üzere gelen yeni yönetimin askerleriyiz. Başkanımız Mao adına, sizleri korumaya, Gumendang idaresinden -milliyetçi Çin- çektiğiniz zulüm ve haksızlıkları gidermeye, yeni düzende -komünizmde- sulh ve huzur içinde, halkımızla birlikte sizleride yaşatacağız!.. Bu kış kıyamette, vatanı terk edip Taklamakan çölünü aşarak zalim Gumendang yönetimine karşı gösterdiğiniz başarı, kutlamaya değer. Geliniz bize, -kızılorduya- teslim olunuz. Çoluk çocuğu Tibet'in şiddetli soğuğunda kırmayınız. Komutanımızın sizlere saygıları var. Silahlarınızı bırakınız. Beraberce Sincan'a (3) geri dönelim.” Binbaşı, sözlerini bu cümlelerle Kazak ve Uygur lehçelerinde tercümanları aracılığı ile Alibek ve arkadaşlarına aktardıktan sonra, cevabınızı bekliyorum demiş.

Alibek'in cevabı kısa ve öz olmuştu. “Benim ve bizim mücadelemiz rejim meselesi değil. Dünya var olduğundan beri Türk yurdu olan ve adına Doğu Türkistan dediğimiz, toprağımızın istiklali, özgürlüğü ve Çin emperyalizminin burayı terk etmesidir. Sayın elçi, bir elçi olarak huzurumda bulunmanızdan ve güzel sözlerinizden kıvanç duydum. Ancak, bize verebileceğiniz hiçbir şeyinizin olmadığını da anladım. Ben, Sincan'ı değil, Doğu Türkistan'ı istiyorum. Teslim olmuyorum ve teslim de olmayacağız. Olacak birileri varsa, o da sizin komutanınız ve sizlersiniz. Komutanınıza başarı dileklerimi iletiniz, sağlıcakla birliğinize varınız.”

Elçiler bu cevabı aldıktan sonra, gözcüler refakatinde Buka davan sayının girişine kadar uğurlanmış, alı konulan silâhları kendilerine iade edilmişti. 1820 Şubat 1951 günü kafilemiz ölüm-kalım yolculuğuna, Tibet plâtosuna doğru tırmanmaya hazırlanıyordu.

Dip Notları:
(1)Yazarın yayına hazırlamakta olduğu hatıralarından bir kesit.
(2)Alibek, Türkiye'ye gelmiş, Salihli'ye yerleşmiş ve 1985 yılında burada vefat etmiştir. Kurtuluş mezarlığında gömülüdür.
(3)Çinliler Doğu Türkistan'a “Sincan” diyorlar.

 

BİR ASIR GECİKEN İSTİLA

 

 Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Türkistan'da Türk Cumhuriyetlerinin istiklalerine kavuşması, arşivlerin tozlu raflarında kalan ve işgal devrinde yayınlanması yasak olan bazı tarihi belgeler yavaş yavaş gün ışığına çıkmaya başladı. Kazakistan 'da yayınlanan araştırmalarda Doğu Türkistan'a yer verildiği gözlenmektedir. Bu cümleden 2006 yılında Kazakistan Astana İş Dünyası adlı kuruluşun yayınladığı "Astana Köşederi- Astana Yolları " adlı eserde, Kazakistan'ın başkenti Astana'nın bir caddesine "Bögenbay Batur" adı verilmiştir. Eserde bu caddeye neden Bögenbay Batur isminin verildiği: Kazakça, Rusça ve İngilizce olarak açıklanmaktadır.(1) Doğu Türkistanlıları ilgilendiren tarafı ise metindeki şu cümlelerdir:
..."1756-1758 yıllarında Doğu Türkistan'ı işgal eden Çinlilerle savaştı. Çin ordusunu kılıçtan geçirdi, ezici bir mağlubiyetle Ürümçi'nin ötesine Çin sınırına kadar çekilmesini sağladı..." İbaresi yer almaktadır. Doğu Türkistan tarihi de 1760 yılında Çin Mançu hanedanının Doğu Türkistan'ı ilk defa istila ettiğini kaydeder. Demek tarihte yanılabiliyor. İki yıl evvelki Çin- Kazak savaşını hatırlamıyor.1760 da Mançurların Doğu Türkistan istilasını Orta Düz Kazak Sultanı, büyük Kazak Hanı Ablay Han karşı koymuş ve Mançurlarla 1761 yılında bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşmayı yapmak üzere oğlu Adil Bey'in başkanlığında ve Bögenbay Batur'un danışmanlığında bir heyet Çin 'in merkezine Mansur sarayına kadar gitmiştir. Bögenbay Batur 'un üstün diplomasisi ile bir saldırmazlık anlaşması imzalanmıştır. (2)Bu anlaşmadan sonra Çinliler Doğu Türkistan 'a ancak 100 yıl sonra 1876 yılında Çin Mançur hanedanı tarafından işgal edebilmiştir.
1713-1781 yıllarında Kazakların Orta Düz Sultanı, daha sonra Kazakların Ulu düz, Orta düz ve Kişi düz Hanı olan Ablay Han Çungarlar - Moğollar - , Ruslar ve Çinlilerle savaşmış Orta Asya Türk bozkırlarının istiklal ve özgürlüğü uğruna milli mücadele vermiş ve bunda da başarılı olmuş bir büyük Kazak hanıdır. Moğol ordu komutanı Çargıç'ın kellesini alması üzerine Moğollar- Çungarlar- bir daha Orta Asya bozkırlarında görülmemiştir. Ablay Han zamanında Rus, Moğol ve Çin istilasına karşı kullandığı usta siyaset ve askeri kuvvet, Doğu Türkistan olmak üzere, bütün Orta Asya Türkleri huzur ve saadet içinde yaşamışlardır. Bundan dolayıdır ki , Nursultan Nazarbayev Ablay Han'ın izinde olduğunu izhar eder.
Ablay Han'ın usta diplomatı, cesur ordu komutanı ve Doğu Türkistan fatihi Bögenbay Batur 1690-1775 yılları arasında yaşamış, 85 yaşında vefat etmiştir. Türkistan'daki Hoca Ahmet Yesevi hazeresinde gömülüdür.Mekanı cennet olsun.

Dipnotlar
(1) Astana Köşederi sayfa :71-72-73 Astana 2006, kazak İş dünyası yayını
(2) Aynı esere bakınız

 

“O topraklar bizimdi”

 

Kayseri'de Nuh Naci Talebe Yurdu'nda henüz öğrenci iken, okul çıkışından etüt saatine kadar birkaç saat çarşıda dolaşırdık. Kiçikapu ile Kaleönü ve Cumhuriyet alanına kadar olan mesafe, bizim gezip dolaşma sahamızdı. Kaleönü'nde kırtasiye,kitap ve gazete satan birkaç dükkan vardı. (Şimdi yerlerine bir camii yapılmış.) Bir gün bu dükkanlardan birisinin vitrininde sergilenen kitapları inceliyordum. Gözüm bir kitaba takıldı. Ortaboy bir kitaptı. İsmi de “O Topraklar Bizimdi”.Heyecanla elime aldım. Yazarı Cengiz Dağcı idi.Kitabı evirdim çevirdim ama cebimdeki para kitabı almama yetmedi. Küçücük, çocuk beynimde ,ne demek? “O Topraklar Bizimdi”. Yoksa bizim olmayan topraklar da mı vardı? Sorusu hep beynimde zonkluyordu. Aklıma babamın arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerinde “O topraklar bizim,gelecekte bizim olacak” dediğini hep hatırlıyordum. Acaba bu kitap, yoksa babamın anlattıklarını mı anlatıyordu. Ne yapıp edip bu kitabı almalıydım. Birkaç gün sonra kitabı almıştım. Ruslar tarafından işgal edilen ve Ruslaştırılan Kırım topraklarından bahsediyordu. Demek, bizim toprağımızı işgal eden Çinliler gibi Ruslar da bir Türk diyarı olan Kırım'ı işgal etmişti. Bir Kırım evladı olan Cengiz Dağcı, şimdi o toprakları “Bizimdi” diyordu. Bu gün Rus emperyası yıkılmış, Cengiz Dağcı'nın toprakları “Bizim” olmuş, bizim olma yoluna adımını atmıştı…Zira Ruslar tarafından topraklarından sürülen Kırımlı kardeşlerimiz, artık bu gün o topraklara dönmüş, topraklarına kavuşmuşlardır.

 

Ama, babamın anlattığı “Bizim Topraklarımız” nerede? İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal, topraklara özgürlük çağında, Çin işgalinde, komünist mezalimi altında inim inim inlemektedir. Evet o topraklar, o kutsal Doğu Türkistan toprakları bizimdi. Çok yakın gelecekte bizim olacak ve olmalıdır da. Çin, dünyada sulh ve huzur içinde yaşamak istiyorsa, topraklarımızı,Doğu Türkistan'ı, Doğu Türkistanlılara derhal devretmelidir.İstiklal ve özgürlüğünü tanımalıdır.

“Anayurtta Unutulan Türklük”

Kayseri Lisesi biyoloji öğretmeni Cebbar Ertürk'tü. Bize de derse geliyordu. Bir gün beni sözlüye kaldırdı ve ders zili çalınca “beni gör” dedi. Sözlüde başarı notu almıştım. Acaba neden çağırıyordu? Diye düşünceye daldım dersten sonra öğretmenimizi gördüm. Meğerse, Cebbar öğretmen Azeri asıllıymış. O da Rus işgalindeki toprağının özgürlüğü için çalışıyormuş. Beni Sümer mahallesindeki evine götürdü. Doğu Türkistan'dan yola çıkıp,Türkiye'ye gelene kadar geçen yollardaki meşakkatleri, Çin mezalimini hatırladığım kadarıyla kendilerine anlattım. Sonra kitaplığını açtı, bana bir kitap uzattı, bunu oku dedi. Anlayamazsan bile sakla, ileride anlarsın,demişti. Kitabın adı “Anayurtta Unutulan Türklük” idi ve Erciyes Yayınevi tarafından basılmıştı. Kitabı aldım, sakladım. Daha sonraları okuduğumda Cebbar öğretmen, ana yurdunun Rus emperyalistleri tarafından işgal edildiğini, artık unutulmak üzere olduğunu fakat, unutturmamak için Anayurtta Unutulan Türklük” adı ile bu eseri kaleme almıştı. Yıllar sonra Cebbar Bey,Azerbaycan'ın özgürlüğünü görmüş, Hazar sahilinde istiklâl havasını doya doya solumuştu.
 

Biz, Doğu Türkistanlıların da ana yurdumuzdaki Türklüğü unutmamamız,onun özgürlüğü yolunda gayret sarf etmemiz, gelecek nesillerimize Doğu Türkistan sevgisini vermemiz gerekiyor.
Aradan yıllar geçti, Bir gün Aydın'dan bir mektup geldi. Mektubu yazan öğretmen Cebbar Ertürk idi. Aydın Lisesi'ndeymiş. Mektubunda bana “Anayurdunu unutmamışsın, yazılarını okuyorum, gözlerinden öperim, İnşallah Azerbaycan ve Doğu Türkistanımız azat olacak” diyordu.
Bu gün Doğu Türkistan meselesi, Doğu Türkistan'ı kendi çıkarlarına göre plânlayan dış güçler tarafından, Doğu Türkistan unutturulmak istenmekte, kabile esasına göre bölünmekte “böl-parçala-yut” sistemine itildiği görülmektedir. Esaretteki toprağın “Çin'in Sincan Otonom Rayonu Ulusunun adı da Çok Milletler Topluluğu, isteklerimizde, otonomide ıslahat, insan hakları ve karın tokluğu masalları… -Bunu bize sunanlarda Doğu Türkistan Davasını savunanlar!.. Dünya da hiçbir millete karın tokluğuna özgürlük ve insan hakları verildiğini tarih yazmıyor.
 

Yukarıda ibret için adını andığım kitaplar tek hedef gösteriyorlardı;
 

-vatan toprağını, o topraklarda yaşayan Türklüğü unutmamak,özgürlük ve istiklâlini savunmak…

BAŞSAĞLIĞI

 

Üsküdar Salacak'taki evinin salonunda Osman Batur ve Ali Bek Hakim'in resmiyle duvarlarını süsleyen, evlatlarına Osman Batur'un çocuklarının adını takan, değerli bilim adamı,şair ve yazar, Doğu Türkistan hamisi Doç. Dr. Dilaver Cebeci beyefendi ile,totaliter komünist sistemi, eserlerinde kendine özgü ifadesiyle dile getiren, Türk Dünyasının kültür adamı, Ulu Türkistanlı Cengiz Aytmatov'a Allah tan rahmet niyaz ederek, Türk Dünyasına baş sağlığı diliyorum.Her iki kıymetli değerimizin mekanı cennet olsun…
 

 

 

“İstiklâl istiyoruz Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz”

 

Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin  Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar,  Hızırbek Gayretullah 05 Mayıs 2007  tarihinde Balıkesir Salih Tozan Kültür  Merkezinde düzenlenen konferansa katıldı.

 

Balıkesir, Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü Bugünü” konulu bir konferansa davet edilen Hızırbek Gayretullah, konferansta karşılaşmış olduğu sorulardan bir kaçı:

-Siz Doğu Türkistanlılar istiklâl mi yoksa, insan hakları mı istiyorsunuz?

- Bu gün Çin Halk Cumhuriyeti haricinde 100 milyon Çinli bulunmaktadır. Bu Çinliler Çin Halk Cumhuriyeti’nden insan hakları ile rejimin değişmesini istiyorlar ve bunu savunuyorlar. Biz Doğu Türkistanlılar toprağımızı istiyoruz, istiklâl istiyoruz. Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz. Anayurdumuz işgal edilmiş, asimile tehlikesi altındadır. Bu itibarla evvela, Doğu Türkistan’ın istiklâli, sonra insan hakları...     

 

GÜNÜMÜZDE DOĞU TÜRKİSTAN

 

' ...Bizler esaret altında yaşamaya mahkûm bırakılan bir ülkenin ve yok edilmek istenen bir halkın hür dünyadaki temsilcileri olarak sesleniyoruz.

Bizler de sizler gibi 58 yıl önce kendi topraklarımızda özgürce yaşamanın mutluluğu içindeydik.1863, 1933, 1944 yıllarında kurduğumuz 'hükümetlerle', bağımsız ülke olarak sizler gibi hür dünyanın içinde olma ümidinî taşıyorduk. Hatta kendi paramız vardı. Pasaportumuz vardı. Bayrağımız vardı. Millî Ordumuz vardı.

Ne var ki, 58 yıl önce kendi topraklarımızda 'bağımsız ye özgür olma hakkımız' zorla elimizden alındı. Komünist Çin askerî kuvvetleri 1949 yılında ülkemizi işgal ederek bağımsız ve hür yaşama hayallerimize ağır bir darbe vurdu.

İşgalin ardından halkımıza yönelik vahşî, insanlık dışı, temel insanlık haklarını hiçe sayan, tarifi imkânsız soykırım politikası uygulanmaya başlandı.

Petrol, Doğalgaz, Uranyum, Volfram, Altın, Kömür gibi oldukça değerli ve zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan ülkemizde halkımız, âdeta bir cehennem hayatı içinde, kelimelerle anlatılmayacak kadar 'utanç verici metotlarla' yok edilmek istendi.

30 milyon masum insan nükleer denemelerde 'canlı kobay' olarak kullanıldı... Nükleer denemelerden radyasyondan etkilenen on binlerce insanın tedavisi yapılmayarak ölmeleri sağlandı... Taklamakan Çölü'nün güneydoğu kısmındaki Lop- Nur'daki atom denemeleri merkezinde 50 defa nükleer deneme gerçekleştirilmiş olup, Doğu Türkistan ve Orta Asya'nın ekolojik (çevre) dengesi olumsuz etkilenmiştir. Bu denemeler yalnız insan sağlığına değil, tabiata ve hayvanlara da zarar vermiştir. Bu denemeler sonucunda halkımız arasında tarifi imkânsız hastalıklar ve fizikî değişiklikler olmuştur.

Yaklaşık son yarım asırda 200.000 bin masum insan çeşitli işkence ve devlet terörü metotlarıyla öldürüldü…

Bu yetmemiş gibi 1980 yılından itibaren 'nüfus plânlaması, bahanesiyle on binlerce kadın kolektif kürtaja tâbi tutularak on binlerce 'masum bebek' ana karnında iken vahşîce katledildi… Birçoğu kısırlaştırıldı. Çocukları zalim Çin Hükümeti tarafından vahşî biçimde öldürülen analarımız ağır psikolojik rahatsızlıklara duçar oldular, birçoğu üzüntüden öldü, birçoğu mecnun oldu.

On binlerce aydınımız, gencimiz Hitler'in Nazi Kampları'ndan bin beter 'çalışma kampları'nda sürgüne gönderilerek ölüme terk edildi... Birçoğu halen devam ettiği gibi 'enselerine kurşun sıkılarak' öldürüldü... Ne acıdır ki kurşunun parası dahi, öldürülen kişinin ailesinden 'kurşun vergisi' olarak geri alındı.. .Cesetleri ise ailelerine gösterilmeden iş makinelerince açılan büyük çukurlara gömülmektedir ...

Sözde 'Eğitim Kampları'nda gençlerimiz ve aydınlarımız her türlü fiziki ve psikolojik işkencelere tutulmak suretiyle, asimilâsyonun hızlandırılması amacıyla, halkımızı ayakta tutan ' direnç noktaları ' ve 'moral kaynakları' bir bir kurutulmaya başlandı. millî kimliğimizi ifade eden ve ecdatlarımızdan kalan tarihi, kültürel eski eserler, mekânlar, mezarlıklar yıkılmaya başlandı.

İnsanlarımız sırf dinî ve millî kimliklerinden dolayı, özgürce ve insanca yaşama taleplerinden dolayı yargısız infazlarla idam edildi ve hala her yıl ortalama 100 masum insan stadyumlarla düzenlenen, ölüm merasimleri ile idam edilmektedir... Sadece 1997 yılında, demokratik taleplerinden dolayı kurşuna dizilenlerin sayısı 300 kişiydi bizim bildiğimiz ise 3000 kişiyi geçmiştir... Özgürlük hareketlerini kanlı şekilde bastıran terörist Çin Hükümeti, demokratik talepte bulunan halkımızın mal-mülklerini müsadere etmiş, Çin'den getirilen Çinli göçmenler bu evlere yerleştirilmiştir. Bugün Doğu Türkistan'da birçok yerleşim birimine askerler ve asker aileleri yerleştirilmiş, âdeta askerî şehirler kurularak, halkımız abluka altına alınmıştır.

Halkımızın elinden alınmış durumdadır. Halkımızın demokratik talepleri, kişi hak ve hukuklarının uygulanması gibi talepleri , , gibi komik suçlamalarla ağır cezalarla bastırılmaktadır.

'Dinî ibadetler' kısıtlandı... Bir çok ibadet yerleri yıkıldı 'ahır', 'sinema' haline getirildi. Dinî alimler ve şahıslar yargısız infaz edildi. Dinî ve millî kitaplarımız, millî medeniyetimize ait kıymetli kültürel mirasımız talan edildi. Bu tür kitap ve tarihi eserleri saklayanlar ağır cezalara mahkûm edildi. Ölülere bile işkenceler yapılarak resmen 'organ ticareti' yapılmaya başlandı...

Asimilâsyonu hızlandırmak amacıyla plânlı ve devlet teşvikli olarak Çinli göçmenler bölgeye yerleştirilerek halkımız 58 yıl içinde kendi topraklarında 'azınlık' durumuna düşürüldü... Doğu Türkistan'da 1949 yılında ki %3 Çin nüfusu 1990'lı yıllarda %50' ye ulaşmış durumdadır.

Sözde <özerk yönetimi statüsü> altında hür dünyaya şirin gözükmek amacıyla, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından uygulamaya konulan sözde bölgenin kalkınmasına yönelik girişimlerle aslında olası bağımsızlık hareketlerinin önünün kesilmesi ve bölgenin hızla 'Çinlileştirilmesi' amaçlanmaktadır.

1949 öncesi hemen hemen hiç görülmeyen 'içki ve uyuşturucu alışkanlığı' âdeta teşvik edilerek halkımız yavaş yavaş yok edilmesi plânı uygulanmaya konuldu... Hatta Çinli fahişeler vasıtasıyla AİDS hastalığının yayılması karşısında hiçbir önlem almayarak, neslimizin bozulması, sağlıksız nesiller oluşması yönünde gizli teşvik uygulanmaktadır.

Tüm bu baskı, zulüm, işkenceler yetmiyormuş gibi ülkemin tarihi, coğrafî ve siyasî adı olan >Doğu Türkistan< adı 'yeni ilhak edilen toprak' manasına gelen Sinkiang = Xinjiang olarak değiştirilmek suretiyle, 1.824.418 km2 genişliğindeki ülkemiz üzerinde hak talep etmektedir. Doğu Türkistan hiçbir zaman özerklik yasası, uygulanmış değildir. 1949 yılından bu yana demokratik seçimler yapılmamıştır. Bürokraside tayinler Pekin'in onayı ve Komünist Parti'nin talebiyle gerçekleştirilmektedir. Sözde mevcut <özerk yönetim>de görevli olan halkımızın inisiyatif kullanma ve devlet temsil etme hakkı ve hukuku kesinlikle yoktur.

Velhasıl dün olduğu gibi bugün de Komünist Çin işgali altındaki halkımızın her saniyesi azap, korku, açlık, işkence ve manevî mahrumiyetler içinde geçmektedir. Ancak ne acıdır ki; cehennemi bile aratacak korkunç trajedinin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği Çin istilâsı altındaki Doğu Türkistan'da 'yaşam mücadelesi veren halkımız' feryatlarına kulak verecek, insanî yardım elini uzatacak bir ülke çıkmadı.

Hür dünyanın bu trajedi karşısındaki sessizliği ve kayıtsızlığı ve uluslararası caydırıcı hiçbir tedbirin alınmaması karşısında Komünist Çin Hükümeti daha da cesaretlenerek, halkımız ve bölgeyi tamamıyla 'Çinlileştirme politikasını ' sinsice her alanda uygulamaya koydu.

Yanan her 'kandil' söndürüldü... Yükselen her 'ses' susturuldu...

İletilen her 'talep' hasıraltı edildi... Ve  açan her 'çiçek' kurutuldu.

Çin tarihini, Çin halkının karakteristik özelliklerini ve Komünist Çin siyaseti yakından bilenlere malûmdur ki, eğer uluslararası kamuoyunun dikkati çekilmezse, siyasî, ekonomik ve askeri desteği alınmazsa çok yakında esaret altındaki 30 milyon insanın karşısında dayanacak gücü kalmayacaktır...

Ve şu gerçek unutulmamalıdır ki, nüfusu 1,5 milyara yaklaşan 'Sarı Tehlike' yalnız bizim ülkemiz halkımız için değil, tüm hür dünya içinde ciddî bir tehlike ve tehdittir...

Komünist Çin yönetimi 21 yüzyılda üç aşamada 'dünyaya hâkim olma' plânını uygulamaya koymuştur.

Emperyalist Pekin yönetimi; işgali altında bulundurduğu Doğu Türkistan'ı çıkış kapısı olarak kullanıp önce Orta Asya'daki yeni bağımsızlıklarına kavuşan devletlere, akabinde ucuz iş gücü enerji ve ticarî vaatlerle Türkiye'yi basmak olarak kullanıp Avrupa'ya kadar uzanan Avrasya coğrafyasını uranyumu zenginleştirme ve nükleer füzeler geliştirme ve terörist hareketlere sponsor olma gibi emperyalist bir amaç için kullanmayı hedeflemektedirler.

 'Uluslararası terörizmin gizli sponsoru' konumundaki Kızıl Çin, her bakımdan uluslararası dünya barışını, hür dünyanın güvenliğini ve insanlığı tehdit etmektedir. Velhasıl tarihin utanç sayfalarında her zaman yazılı olacak bir işgal ve istilânın ötesinde ülkemizde alenî ve çirkin soykırım uygulanmaktadır.

İşte böyle acımasız ve gayri medenî bir ülkenin işgalindeki bir 'cendere' altında yaşayarak 58 yıldır dayanan halkımız, 58 yıldır ümitle beklemeye koyuldu...

Ölülere bile işkencenin yapıldığı, kota fazlası bebeklerin öldürüldüğü, göbek kordon bağlarının ticareti yapıldığı cehennemi bile aratacak böyle bir karşısında, hür dünyada yaşayan bizlerin, sizlerin, tüm medenî dünyanın daha fazla sessiz ve kayıtsız kalması beklenemezdi. Nitekim zulüm karşısında gösterilemeyen, insanî tepki, soykırımı hızlandırılmıştır. Baskılar onur kırıcı ve dayanılmaz boyutlara gelmiştir.

Takdir edersiniz ki; işgal altındaki ülkemizde yok edilmek istenen 30 milyon halkın hayatta kalma mücadelesi, sesini duyurma gayreti karşısında; hür dünyada yaşayan biz Doğu Türkistanlı mültecilerin daha fazla sessiz ve tepkisiz bekleme hakkımız ve lüksümüz olamazdı...

İşte bugün, gerçeklerin bilincinde halkımızın anonim onayı ve işgal altında mücadele eden siyasî liderlerimiz ortak kararı ile bu tarihi günde halkımız beklentilerine bir nebze de olsun cevap verecek bir adımı atmış bulunuyor. Ve Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetini ilân etmiş bulunuyoruz.

 

Hükümet faaliyet Programının Esasları :

 

1)14 Eylül 2004 tarihinde saat 14.45'de ilân edilen 'Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti', bugün düzenlenen 'yemin merasimi' ifade ederek işbu 'beyanname' ile resmiyetini tamamlamış bulunmaktadır.

2)Yüzbinlerce şehit pahasına geldiğimiz bu nokta, yakın gelecekte hür dünyanın desteğiyle bağımsızlık ve özgürlük yolunda uluslar arası arenada atılmış  en önemli bir ve siyasî bir manevradır...

3)Hükümetimiz;1863,1933ve 1944 yıllarında kurulan 'Doğu Türkistan Millî Hükümetleri'nin devamı ve tek yasal temsilcisidir...

4)Doğu Türkistan'ın 1949 öncesi üniter yapısını benimseyen, 'bağımsızlık ve hürriyet benim karakterimdir' diyen, millî kahramanların yolundan yürüyen her Doğu Türkistanlı bu Hükümetin tabii vatandaşlarıdır...

5)Millî davamızı dünya gündemine taşıyacağına ve esaret altındaki halkımıza moral ve ümit vereceğine inandığımız Hükümetimizin kurulmasında saygın konukseverliği ve hoşgörüsünden dolayı başta ABD kamuoyu olmak üzere tüm insan hakları örgütleri ve lobilerine şükranlarımızı sunuyoruz.

6)Hükümetimiz; emperyalist Kızıl Çin yönetimine bağlı sözde 'Sinkiang Uygur Özerk Yönetimi'ni ve 'Pekin işgalini' reddetmektedir.

7)Doğu Türkistan halkının sabrı taşmıştır. Doğu Türkistan halkı başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere bütün uluslararası teşkilâtlara ve hür dünya ülkelerine seslenmektedir ki, Çin terörizmini yok etmek, demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanı Çin diktatörlük rejimini yıkmak sadece Doğu Türkistan halkının veya Tibet, İç Moğolistan yada Mançurya halkının vazifesi değildir. Bütün hür dünya ülkelerinin vicdanî ve insanî sorumluluğu vardır. İşte Hükümetimiz; bu sorumluluğu hür dünya ülkelerine her vesileyle sürekli hatırlatacaktır. Çünkü şu bilinmelidir ki, başta Doğu Türkistan olmak üzere Kızıl Çin esaretindeki Tibet, Mançurya, İç Moğolistan ve Tungan (Çinli Müslümanlar) sorununa çare bulunmazsa, yalnız bu bölgenin değil, Asya'nın ve tüm dünyanın güvenliği ciddî tehdit altına girecektir.

8)Hükümetimiz; işgal altındaki topraklarımızın tam bağımsızlığını ve esir halkımızın hürriyetini kazanması yönünde, işgalci komünist Çin Hükümeti üzerinde, uluslararası müeyyidelerin uygulanması noktasında 'demokratik baskılar ' ın kurulması yönünde siyasî ve hukukî girişimlerde bulunacaktır...

9)Hükümetimiz; halkımıza özgür bir gelecek sağlayacak her türlü yasal önlemi alacaktır... Doğu Türkistan halkı son nefesini verinceye kadar terörist Çin Hükümeti ile mücadelesini sürdürecektir.

10)Hükümetimiz; millî ve dinî kimlikleri yok edilme tehdidi altında yaşam mücadelesi veren halkımızı 58 yıldır ayakta tutan 'maddî ve manevî değerlerimizi' yaşama, yaşatma ve nesillere aktarma yolunda kararlı bir tutum sergileyecektir .

11)Hükümetimiz; esaret altındaki halkımıza zarar verecek her türlü terör eylemlerinden, söylemlerden uzak kalacaktır. Ama asla 'yumuşak bir politika' izlemeyecektir.

12)Hükümetimiz; esaret altındaki halkımızın Çin'in sinsi soykırımı hedefleyen politikası karşısında halkımızın sürekli uyanık olmasını temin edecek her türlü önlemi alacaktır.

13)Hükümetimiz; mazlum, mağdur ve masum Doğu Türkistan halkının millî kimliklerini koruma noktasında bağımsızlığa giden yolda, her türlü siyasî girişimini demokratik, barışçı, insan hakları çerçevesinde sürdürülecek olup;

1)Nükleer denemelerin son bulmasının, nükleer atıkların temizlenmesi radyasyondan etkilenen vatandaşlarımızın gerekli tedavilerinin ücretsiz yapılması...,

2)İnsan hakları ihlâllerinin, yargısız infazların sona erdirilmesi ...,

3)Zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma gibi gayri insanî operasyonların durdurulması...,

4)İzinsiz ve zorunlu organ alımının durdurulması..,

5)Çinli vatandaşlara uygulandığı gibi uyuşturucunun yasaklanmasını ve uyuşturucu ticareti yapanların cezalandırılması ve bölgeden uzaklaştırılması..,

6)Doğu Türkistan'a plânlı Çinli göçmen yerleştirilmesinin durdurulması ve 1949 yılı sonrası bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenlerin bölgeden uzaklaştırılması..,

7)Halkımıza uygulanan seyahat özgürlüğü kısıtlamasının kaldırılması ve her yıl dinî ziyaretlerini yapabilmeleri için gerekli kolaylığın gösterilmesi...,

8)Karşılıklı akraba ziyaretlerine getirilen yasakların kaldırılması, vize kolaylığının sağlanması. ..,

9)Çin ' in de imzaladığı BM Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi Sözleşmesi'nde belirtilen kararların uygulanması. ..,

10)BM'lerce onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yazılı ilkelerin uygulanması. ..,

11)Bölgedeki yeraltı ve yerüstü kaynakların satışından, ihracatından elde edilen gelirin öncelikli olarak Doğu Türkistan halkının yaşam standartlarının iyileştirilmesinde kullanılması. ..,

12)Ülkenin işgal edildiği 1949 yılından bu yana siyasî, dinî, kültürel nedenlerle veya ifade düşüncelerinden ya da demokratik taleplerinden dolayı tutuklananların serbest bırakılması. ..,

13)Haksız ve siyasî nedenlerle idam edilenlerin ailelerine yeterli miktar da maddî tazminatların ödenmesi ...,

14)Ve tüm bunların adil şekilde uygulanmasının temini için başta BM olmak üzere UNESCO, UNICEF, KIZILHAÇ, KIZILAY, AMNETY INTERNATIONAL, İKÖ (İslam Konferansı Örgütü), BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu)UNPO(Birleşmiş Milletlerde Temsil Edilmeyen Halklar Teşkilâtı), AB (Avrupa Birliği) gibi benzeri uluslararası kurum ve kuruluşların bölgede birer temsilciliklerinin açılmasına izin verilmesini sağlayıcı önlemleri almak, aldırmak, uygulamak, uygulatmak yolunda her türlü insanı vicdanî, kanunî haklarımızı kullanmada tereddüt gösterilmeyecektir.  siyasî, kültürel, ekonomik ambargolar uygulanması, kredilerin kesilmesi, uluslararası yaptırımların uygulatılması yönünde hükümetimiz her kapıyı çalarak girişimlerde bulunacaktır.

15)Hükümetimiz; Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın1949 öncesi (1933,1944) 'bağımsız ülke' ,'bağımsız hükümet' statüsüne kavuşturulması noktasında, her türlü yasal siyasî, hukukî, demokratik haklar ve uluslar arası müeyyidelerin uygulanması için gayret gösterecektir.

16)Hükümetimiz; Anayasanın 6. bölüm 3.md.si gereği, devletin millî çıkarları doğrultusunda, parlâmentonun onayını alarak, gelişen şartlar dahilinde Pekin yönetimi ile müzakere yapma kapısını açık tutar .

17)Hükümetimiz; Doğu Türkistan Davasını, İnsan Hakları İhlallerini, Doğu Türkistan halkının bağımsızlık ve özgürlük taleplerini uluslararası gündeme taşıyarak, 1949 öncesi meşru haklarımızın yani bağımsızlık ve hürriyetimizin temini noktasında dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve desteğini almaya çalışacaktır.

18)Hükümetimiz; öncelikle Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davasını Birleşmiş Milletlerin gündemine getirme yolunda ülkeler nezdinde girişimde bulunacaktır.

19)Yukarıda özetle belirtilen amaç ve hedefler çerçevesinde;

a )BM ilkelerine bağlı,

b )Demokratik ve özgürlükçü ilkelere sadık,

c)Uluslararası hukuk ve kurallara saygılı

d)İnsan Hakları Beyannamesi ile ilgili sözleşmelerine bağlı

e)Hiçbir ülkenin tekelinde,  güdümünde ve baskısında olmayan,

f)Doğu Türkistan halkının millî idaresiyle 14 Eylül 2004 tarihinde ilân edilen 'Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri ve milletvekilleri yemin etmek suretiyle 5 yıllık süre ile seçilmiştir. 20)Hükümetimiz; işbu 'Hükümet programı ve beyannamesi' ile tüm ülkeler uluslararası resmî kurum ve kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, siyasî partilerden, uluslararası şirketlerden siyasî, ekonomik,  eğitim,  kültürel ve askerî alanlarda;

a)'Resmi Tanınma' talep etmektedir.

b)'Sembolik Tanınma' talep etmektedir.

c)'Manevi Destek' talep etmektedir.

d)'Maddi Destek' talep etmektedir.

21)Yalnız özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda yok olmama savaşı veren bir halkı temsil eden Hükümetimize gösterilecek her türlü ilgi, yardım ve destek şüphesiz Doğu Türkistan halkı tarafında unutulmayacaktır.

 

Balıkesir, Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü Bugünü” konulu bir konferansta Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek Gayretullah’ın konferans konuşmasından bir bölüm Balıkesir Salih Tozan Kültür Merkezi- 05 Mayıs 2007

 

 

Doğu Türkistan'da: İkinci Cumhuriyetin Kuruluşu-Yıkılışı

 

1950 yıllarında Doğu Türkistan'da iktidar olan Çin'li Genel Vali Jin-Şu-Rin, Sovyet yanlısı bir politika takip etmişti. Hatta Ekim 1931 tarihinde Sovyetlerle birde ticarî anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmaya göre Sovyetler, Doğu Türkistan'ın bütün ticarî faaliyetlerine sahip oluyor, ülkede serbestçe ticarî dolaşım hakkı elde ediyordu. Fakat elde ettikleri bu imtiyazlar Moskova'yı tatmin etmiyordu. Daha fazla ve etkin olarak ülke ekonomisine hükümran olmak istiyordu. Rusların bu faaliyetlerinden Doğu Türkistan Türkleri de memnun değillerdi. Hoca Niyaz, General Mahmut Muhiti, Mehmet Emin Hazret, Irıshan ve Esimhan gibi milliyetçilerde Jin-Şu-Rin iktidarına karşı mücadele ediyorlardı. Tam bu sıralarda Jin-Şu-Rin'nin ordusunda albay rütbesinde Mançuryalı bir subay vardı. İleride Şin-Şi-Sey olarak sahneye çıkacak olan bu albaya Moskova Urumçi'deki ajanları vasıtasıyla kanca attılar ve Şin-Şi-Sey'i, Jin- Şu-Rin iktidarına karşı el altında isyana hazırladılar. Bu fırsattan yararlanmak isteyen Doğu Türkistanlı milliyetçi, Hoca Niyaz, General Mahmut Muhiti, Mehmet Emin Hazret, Jin-Şu-Rin iktidarından uzaklaştırmak üzere Şinle anlaşıyorlardı. Nitekim 1933 yılının 11-12, Nisan ayının gecesinde Şin-şi-sey taraftarlarınca genel vali konağı basılır 20 saat kadar süren müsadame sonucunda Genel vVali Jin-Şu-Rin teslim olur. Ancak, Urumçi'deki Sovyet konsolosu araya girek, isyancıların elinden gelen vali teslim alır ve sağ olarak Moskova üzerinden Çin'e yollar.

Jin-Şi-Şey de, o günlerdeki Çin-Japon savaşının kargaşasından yararlanarak kendisini genel vali ilân eder, iktidarı ele geçirir. Daha ilk hükümet toplantısında, kendisine destek veren, darbe ortaklarından Tao-Ming-Yu başta olmak üzere 5 kişiyi hükümet konağında kurşuna dizdirir. Bu olay, Doğu Türkistanlı liderlerin ve Doğu Türkistanlıların Şin-Si-Sey'e olan güven ve itimatını sarsar. Diğer taraftan da, Şin-Şi-Sey Sovyet üniformalı 10.000 kişilik bir muharip birliği Targabayatay-Altay Bölgesi’ne “İli Birliği”, İli (Gulca) bölgesine de “Targabayatay Birliği” adı altında ordu sevk ederek ülkenin kuzey kısmına Sovyetlerin işgal etmesine zemin hazırladı.

Yayınladığı hükümet bildirisinde, daha sonraları Şin-Şi-Sey'in altı presibi olarak anılacak olan bildiri şöyle diyordu:
 

1-Emperyalizmle mücadele,

2-Sovyetlerle iyi ilişkilerde olmak,

3-Milletlerle yanyana yaşamak,

4-Proleterya-İşçi-haklarını savunmak,

5-Barış için seferber olmak,

6-Ulaşılacak mutluluğa inanmak,

 

Bu olaylardan sonra, Şin-Şi-Sey'le, Doğu Türkistanlıların araları açılmış ve Doğu Türkistan tarihinde görülmemiş bir Şin-Şi-Sey terörü eser, yüzlerce Doğu Türkistanlı aydın ve eşraf mensupları zindana atılır, idam edilir, insanlık dışı muameleye tabi tutulurlar ve bir soy kırım hareketi başlar . Bu acımasız yönetime karşı 6 Ocak 1933 günü Turfan'da general Mahmut Muhiti, Hotan'de Mehmet Emin Hazret, Kumulda Hoca Niyaz, Altay'da İrishan ve Esimhan kardeşler bu zalim idareye karşı isyan bayrağını açarlar. Bu isyanların sonunda 12 Kasım 1933 yılında Kaşgar'da Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan edilir, Gökbayrak göklere çekilir.

1933-1943 yıllarında iktidarda kalan 10 yıllık Şin-Şi-Sey devri, Doğu Türkistan Türklüğü için, zülüm, işkence, soy kırım ve adeletsizlikle tarihe geçen bir devirdir. Ancak, Rusların bu devirde ülkede cirit attıkları ve istedikleri tüm imtiyazları elde ettikleri bir devredir. 1911'de kurulan Çin Cumhuriyetinin ülkeye tam hakim olamaması, 1930 yıllardaki Çin-Japon savaşı ,Çinli komünistlerin faaliyetleri, ülkedeki milliyetçi akımlarla mücadele zor durumda kalan merkezi Çin yönetiminin zaafiyetinden Ruslar yeterince faydalandılar. Bunun sonucu olarak ta Şin-Şi-Sey, Doğu Türkistan Cumhuriyetini ortadan kaldırdı.

Fakat, Şin-Şi-Sey devrinin 1943 yılında sona ermesiyle Doğu Türkistan'da istiklâl hareketi canlandı. 07 Kasım 1944 günü İli'de milli bir isyan patlak verdi. İli şehri Türklerin eline geçti. Diğer taraftan da Altay, Targabatay ve Şaveçek havalisi Osman Batur tarafından Çin Kuvvetleri temizlenmiş ve Türkler bu bölgeye hakim olmuşlardı. Böylece Doğu Türkistan tarihinde "Üç Aymak" (Üç İl) inkılâbı adı ile anılacak olan bu bölgeler özgürlüğüne kavuştu. 7 Kasım olaylarının lideri Dr. AlihanTöre, Osman Batur'la temasa geçerek, bir özgür devletin kurulmasının ilk adımını atmıştı. Böylece, özgürlük savaşında tek vücut olarak hareket eden, Doğu Türkistan'ın Çungarya havzasındaki Özbek, Kazak, Uygur, Tatar ve diğer Türk boyları büyük sevinç içinde, 12 Kasım 1944 günü İli'de "Doğu Türkistan Cumhuriyet" devletini ilân ettiler. Dr. AlihanTöre devlet başkanı idi. 1946 yılına gelindiğinde Rusların oyunu ile Dr. AlihanTöre Moskova'ya kaçırıldı. Bu defa yerine Sovyet yanlısı Ahmet Can Kasimi devlet başkanı oldu. Bu durum karşısında Çinliler de boş durmuyor, Doğu Türkistan'ın Sovyet boyunduruğu altına girmesine göz yumuyorlardı. Nitekim, Dr. Mesut Sabri Baykozi başkanlığında "Sincan Eyalet Hükümetini" başkenti Urimçi olmak üzere 1945 yılında ilân ettiler. Fakat Doğu Türkistan’ı hem Rus hemde Çin baskısından kurtarmak isteyen yurtsever milliyetçiler iki arada bir derede kalmışlardı. Ne yazık ki; Eyalet hükümeti de, vatanın tam bağımsızlığını isteyen yurt severlere yardımcı olmuyordu. Bu durum 1949 yılının Ekim ayına kadar devam etti. Bu tarihte Çin'e hakim olan koministler, İli'deki Doğu Türkistan Cumhuriyeti ile Go-Mingdan taraftarı Urimçi'deki Sincan Eyalet Hükümetine de son verdiler.

Aradan 62 yıl geçmiş olmasına rağmen, Doğu Türkistanlıların kalbinde yaşayan İli Doğu Türkistan Cumhuriyetinin devamı, gene o günlerdeki heyecanla, birlik, beraberlik şuurunda tek yürek ve tek millet olarak 14 Eylül 2004 tarihinde S. Doğu Türkistan hükümeti olarak, vatanımızın istiklâli için mücadeleye başlamış bulunmaktadır.


Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    486658 Ziyaretçi