GURZUF VE KIZILTAŞ-EMEL DERGİSİ SAYI:218 www.ismailgaspirali.org

 

Gurzuf ve Kiziltas

Cengiz DAGCI

 
   

Sürgünün elli üçüncü yilinda Kirim'in uzaginda ölenlerin aziz hatiralarina.

Gurzuf.

Güzel Gurzuf.

Geçen yilin baslarinda Kirim Tatar Millî Meclisi Baskani Mustafa Kirimoglu Almanya'daydi; eksik olmasin, oradan aradi beni telefonda. Bugüne kadar Kirim'a dönebilmis iki yüz altmis bin kadar Kirimlinin maddî ve manevî durumlari üzerinde durdu, benim için önemli seyler söyledi. Aramizda yer alan sohbetin sonunda Gurzuf'ta ve Kiziltas'ta bizim insanlarimizin da oturup oturmadiklarini sordum. "Gayet az, Cengiz abi," dedi Mustafa, "gayet az. Yaliboyu'na (Kirim'in Karadeniz kiyisi) oturmalarina izin verilmiyor. Ama elimizden geleni yapiyoruz ve umutsuz degiliz. Simdiye kadar Kiziltas'a yirmi yedi aile yerlesebildi. Gurzuftaysa... yalnizca sekiz aile."

Yüregim sikildi. Bogazimin içine aci bir yumru sokuldu. Gözyaslarimin arasindan mezarliklanmizi görür gibi oldum. Bir zamanlarda Gurzuf'un evlerini dolduran ana-babalarimizin kemikleri nerde? Gurzuf'un ana caddesinde gezinen göz nuru kizlarimiz ve delikanlilarimiz nerde?

Uzun bir süre bir sey söyleyemedim Mustafa'ya. Sonunda, "Buna da sükür," dedim. Dedim, ama bizsiz öksüz Gurzufun agladigini duyuyorum içimde.

Okura kendimi tanitmak amaciyla basladim Hatiralarda C. D. 'ya. Eksiksiz, sade ve süssüz bir sekilde, anlatacaktim hayat öykümü. Görüyorum ki, hayaller ve hisler üst geldi yine. Gurzufun sözünü ederken hayale kapilmamak elde degil. Cosmamak ve üzülmemek de mümkün degil dogrusu. Çünkü, az yukarda isaret ettigim gibi, yurtlarindan top-yekün sürüldüklerinden elli yil sonra da, Gurzufun evlerinde Gurzuflularin ruhlari sakli hala. Bunu ben bildigim kadar, Gurzuf'ta oturan sekiz ailenin çocuklari da biliyorlar. Biliyorlar, çünkü, sürgün yerlerindeyken, analari baslarini ellerinin arasina alip, "Bizler vatansiz kaldik, büyük bir haksizliga ugradik, milletimiz Martyre oldu," diye aglasmadilar. Kirim'in binlerce mil uzaginda aç ve sefil, yavrularina

Kirim'in yanikli türkülerini söylerlerken, günün birinde vatan topraklarina döneceklerine inandilar parlak geçmislerine, dedelerinin kahramanliklarina özenerek degil; yasama haklarina ve varliklarinin gerekliligine inanarak.

Onlara Gurzufu unutturmak isteyenler de bunun pekala farkindalar.

Gurzuf.

Güzel Gurzuf.

Aile Akmescit'e yerlestikten sonra da her yilin yazi giderdim Gurzuf'a. Teyzelerim, halalarim, aile dostlarimiz ve yakinlarimiz oturuyorlardi Gurzuf'ta. Herkes taniyordu Gurzuflu Cengiz'i. Kuzeyindeki Memis'in Bayiri'ndan Gurzuf'a inerken Gurzuf sevinirdi, bütün Gurzuf gülerdi Cengiz'e.

Yansilar'in hemen hemen her cildinde Gurzuf üzerine yazdim. Burada yalnizca sunu eklemek istiyorum: Ikinci Dünya Savasi'ndan önce nüfusu yedi bindi Gurzufun. Yedi bin nüfusun ancak (tahminen) yedi ailesi Rus asilli Gurzufluydu. Ceneviz kalesinin Dogu tarafindaki Soguksu kiyisinda bir, Gurzuf iskelesinin Bati tarafindaysa baska büyük bir sanatoryum bulundugundan, yaz aylari içinde Sovyetler Birligi'nin çesitli yerlerinden baska dilde konusan binlerce kimseler akin ederlerdi Gurzuf'a. Ama Gurzuf bizim Gurzuf'umuzdu. Evlerimizin mimarisi, yollarimiz ve sokaklarimiz, geleneklerimiz ve türkülerimiz bizim varligimizi yansitirdi. Dost ve konuksever karakterimizle Gurzuf'a gelen herkese hosgeldin diyor ve günün birinde bizleri Gurzuf'suz birakacaklarini akillarimizdan geçirmiyorduk.

Gurzuflular ve Kiziltaslilar, bir de (Gurzufun ve Kiziltas'in az uzagindaki Ayuv Dagi'nin kuzey yamaçlari dibinde) Degirmenköylüler, yüzyillar boyu kapali bir hayat yasadilar. Nadir karilirlardi: hatta bu üç yerin genç kizlari ve delikanlilari nadir evlenirlerdi biribirlerine. Gurzuf'ta bir Degirmenköylüye rastladigimi hatirlamiyorum. Yaz sonlarina dogru baglarindan devsirdikleri üzümleri Alusta pazarina tasirlardi arabalariyla Degirmenköylüler; Kiziltaslilarsa Yaka'ya ve Soguksu sarap deposuna.

Kiziltaslilarin Gurzuf'la iliskileri daha bir istisnaî idi. Gerekçesi Kiziltaslilarin Gurzuf'a ihtiyaçlari vardi. Gurzuf'un kendi pazari vardi. Anacaddesi vardi. Anacaddesinde kasabi, giysi magazasi, terzisi, berberi, sepetçisi, varilcisi, kunduracisi, otogari vardi; orta okulu vardi; denizi ve denizin de baligi vardi, ve özellikle beni sevindiren iskelesi, iskele üstünden balik tutan çocuklari, ve her ögleüstü iskeleye yanasan Yaka vapuru vardi.

Çok küçük yasimda içerisinde dogdugum evden çikip Kiziltas'a tasinmamiza ragmen, çocuklugum Gurzuf'ta geçti; hatta ben Gurzufluyum, diyebilirim.

Oysa babam Kiziltasliydi.

 * * *

Tuhaf ama.

 Gurzuf, bugünlerde de Gurzuf; ismi degistirilmedi. Kiziltas'in ismi degistirildi. Simdilerde Kiziltas'ta oturanlar Kiziltas'a Krasnokamensk (Krasno=kizil; kamen=tas) diyorlar. Benim gençligimde Akmescit-Yalta otoyolu geçerdi Kiziltas'tan. Zamanimizda bu yol baska bir yerden geçiyormus.

Eski otoyolun kenarinda direge çakili plakaya Krasnokamensk yazdilar diye ne bana, ne de Kiziltas'ta ikamet eden yirmi yedi ailenin çocuklarina hiç kimse unutturamaz Kiziltas ismini. Gurzuflularin günlük hayatlarini etkileyen denizi, pazari, iskelesi, plaji ve yaz aylarinda içinde Rusya'nin çesitli yerlerinden akin eden turistler olduysa, Kiziltaslilarin ve Degirmenköylülerin hayatlari yalnizca topraga bagli oldu. Italya'nin ve Güney Fransa'nin baglarini gördüm. Hiç birisi Kiziltaslilarin baglariyla kiyas edilemezdi. Toz kondurmazlardi Kiziltaslilar o baglara. Çaliskanliklariyla cennet baglarina dönüstürmüslerdi baglarini. Ben de (daha çok küçük yasimdayken) Kiziltaslilarin kendi içlerinde tasidiklari toprak sevgisiyle baglandim Kiziltas'a.

Kiziltas'in topraklari hemen hemen esit olarak ikiye bölünürdü o dönemde: Dogu'da (Degirmenköy ve Alusta tarafi) tütün tarlalari; batidaysa (Nikita ve Yaka tarafi) baglar.

Kiziltas'tan kopmanin korku ve karamsarlik kompleksi içindeydim daha, Onlar Da Insandi romanim üzerine çalismaya basladim Londra'da Fulham Road'taki evimde. Büyüleyici bir güçle geliyordu bana Kiziltas. Geçimimiz için çok zor isler yaparken de yerden kopuk ayaklarimla Kiziltas'in baglari içinde dolandigimi hisseder gibi oluyordum.

Öylesi ruhî bir durumda yazildi Onlar da Insandi.

Hayir, eskileri anlatmaktan hoslanan bir adamin öyküsü olmadi Onlar Da insandi. Romanda yasamis, yasanan, her zaman yasanacak gerçek bir hayat parçasi vardi. Bu hayat parçasini kendime özgü sade bir üslupla ve herkesçe anlasilir bir dilde Türk okuruna sunabilmem benim yaraticiligimda en büyük basarim oldu diyebilirim.

Dönelim geçmis zamana:

(Baba tarafindan) dedem varlikli ve çok çocuklu bir aile sahibiymis. Yedi ogluna bag ve tütün tarlalari birakti kendisinden. Ortanca oglu olan Emirseyin'e (Emir-Hüseyin'e) bir de zenaat ögrenmesini israr etmis hayattayken. Bagcilik ve bahçecilik, bir de tütüncülük disinda, zenaatin ögrenilecegi bir yer degildi Kiziltas. Berber zenaatini Gurzuf ta ögrendi babam, ve, yine berber zenaatinda Gurzuf'ta çalisirken, Gurzuflu Emirsali (Emir-Salih) beyin kizi Fatma hanima asik oldu. Çok geçmeden nikahlari kiyildi Gurzufta ve 1923 yilina dek Demirliçelme üstündeki evde oturdular.

Evliliklerinin ilk yilindaydi, Gurzufta bir berber dükkaninin sahibi oldu babam. Kiziltas'a tasindigimizdan sonra da dükkanin sahibi babamdi sanirim; çünkü Çocuklugumda Berber Emirseyin ismiyle biliniyordu dükkan Gurzuf'ta. Üstelik en büyügümüz Mitad 1931 yilina dek berberligini o dükkanda yapti.

Insanlarin normal bir hayat yasadiklari bir dünyada ben de bir berber olur ve hayatimi Gurzuf'ta yasardim. Mutlu da olurdum kuskusuz, ama nasip olmadi. Çok geçmeden her sey ters düstü bizim hayatimizda. Iskeleye inen sokagin ucundaki berber dükkanini yalnizca hafizamda tasiyorum simdilerde.

Kiyidan hayli yüksekteydi sokak. Üç berber çalisirdi dükkanin içerisinde. Çocuklugumda Gurzuf'un iskelesine inerken, dükkanin genis penceresinden gözüne ilistigim berber sokaga çikip beni içeriye alir, asagidaki Gurzuf'un limanina açilan dükkanin demir parmaklikli penceresi dibine atili iskemlelerin birine oturtur, ve karsi yakadaki sekerciden getirdigi sekeri bana ikram eder, ve ben her seyi (berberin ikram ettigi sekeri bile) unutup Gurzuf'un limaninda uykulu bir salintiyla sallanan kayiklari seyrederdim.

* * *

Kiziltas'ta yedi amcadan evsiz olan tek aile bizim ailemizdi o yillarda. Mezarlikla Mustafa amcamin bagi arasindaki dede mirasi arazi üzerine kuruldu evimiz 1922 yilinda. Evin odalari ve badanasi hazir degildi daha, aile Gurzuf'tan Kiziltas'a tasindi.

Nüfusu iki binin üstündeydi Kiziltas'in o yillarda, ve iki mahallleye bölünüyordu: Yukari mahalle ve Karsi mahalle. Iki mahalleyi Soguk Dere ayirirdi. Her iki mahallenin birer camisi vardi. Evlerin hemen hemen hepsi bahçeliydi, ve çok eskide insa edilmis olmalarina ragmen, çogu iki katli, ahirli, kuyulu veya çesmeli evlerdi. Karsi mahallenin bir yerinde iki, belki üç, toprak damli evlere de raslanirdi.

On dokuzuncu yüzyilin ortalarinda genislemeye basladi Kiziltas. Akmescit-Yalta araba yolu (sonralari otoyol) üstünde, biribirlerinden uzak, çogunlukla baglar içinde yeni evler kurulmaya baslandi. Bizim ev de eski mezarlikla Mustafa amcamin evi ve bagi arasindaki (meseleri kesilip düzenlenmis) arazi üzerine insa ediliyordu. Hatirliyorum, evin Yalta tarafindaki düzlükte yalnizca dört tane mese agaci kalmisti. Mezarlik tarafindaki yüce mese agaçlari kesilmis, kütükleri topraktan çikarilmis, odunlari otoyolun kenarina yigilmislardi; sonralari bu odunlar yeni evin yerkatindaki ahirin içersine tasinip, ahirin dört duvari dibine istif edilmislerdi.

Evin önünde bir de yeralti ambari vardi.

Derince kazilmis merdivenli açiktan inilirdi ambarin küçük kapisina. Yeni evin her kösesi: kis aylari içinde üzümlerin muhafaza edildigi tavan, serçelerin kisin sogugundan kaçip hayvanlarin yanina sigindiklari ahir; turpu, pancari, havucu, patatesi kiraginin ve ayazin çalmayacagi ambar tilsimlarla doluydu benim için; ama aklimin en uzak noktasinda bugün de cirit atan evin ahsap balkonuydu.

Balkondan Tübya kirlarina dek sarkan yesil baglari görüyordum; Ayuv Dagi'ni, Adalar'i görüyordum; ve herseyden çok beni büyüleyen denizi görüyordum. Ben ve deniz bir bütündük. Deniz ne denli büyükse, benim denize sevgim ve bagliligim da o denli büyüktü. Kari, yagmuru da severdim, kusu ve çiçegi de severdim; ama denize sevgim baskaydi. Yaz boyu denize gitmedigim bir günüm olmazdi. Gurzuf ve Kiziltas topraklarinin selamlarim götürürdüm denize; Gurzuf'un ve Kiziltas'in seviyesiyle girerdim denize. Üstüm basim deniz kokardi. Vücudum un her yeri denizin ve günesin deseniyle evimize döndügümde, "Sen menim degil, denizin balasisin", derdi bana annem.

Evin insasi tamamlana kadar Yukari mahallenin Kuzey ucundaki Osman amcamin evinde oturduk. Bu ev de, Gurzuf'taki dedemin evi gibi, iki katli ve genis verandali bir evdi. Evin Bati'ya bakan duvari dibince (yaz aylarinda sulari billur ve sakin kis aylari içinde gürültülü) bir irmak akardi. Irmagin Bati kiyisinda yüce bir ceviz agacin dibinden basliyarak, ta Gelinkaya'ya dek yükselen findiklik.

Onlar Da Insandt romanimda önemli bir yeri var Gelinkaya'nin. Kaabil degil, olmasindi. Bugün de kayanin Güney hecinde tas kesilmis gelin gibi, çocuklugumun taslasmis anilari sakli Kiziltas'in Gelinkaya'sinda. Akmescit-Yalta otoyolunun kenarinda insa edilmis eve tasvip yerlestikten sonra da ziyaret ederdim Gelinkaya'yi.

Kayanin Güneye bakan beti kizilimsi uçurumdu, Kuzey arkasiysa dagin yamaçlarina bitisikti, ve Dogu tarafindaki bodurca kizilcik çalilari arasindan geçen patika Gelinkaya'nin repesine dek yükselirdi.

Gelinkaya'nin gelinirden kalan hasreti ve heyecani götürürdü beni oraya. Kayanin ta ucuna gidip otururdum. Kafam döner uçurumun dibine baktigimda. Ama basimi kaldinp ilenme bakarken, korkumu silip süpürüdü içimden Gurzufu ve Soguksu kiyilarim. Ayi Dagi'ni ve Adalar'i kapsayan denizimizin panoramasi, ve ben bin kere ölüp bin kere yeniden dirilirdim.

Sonraki hayatimda o panoramanin güzel ve korkunç agirligim tasidim içimde yillarca. Hala tasiyorum. Gelinkaya bizim Gelinkayamizdi. Hiç kimsenin onu elimizden almaya hakki yoktu. Ama alindi. Bugün de, kayanin taslasmis gelini gibi, Gelinkaya'nin sessiz çigligini duyuyorum içimde.

 * * *

Yanilmiyorsam, Akmescit-Yaka otoyolunun kenarinda insa edilmis eve 1925 yilinda tasinip yerlestik. Az yukarda isaret ettigim gibi, komsularimiz Yaka tarafinda amcam Mustafa (Dr. Zemine Dagci'nin babasi.), eski mezarlik tarafinda tenekeci Kazanskiy (Okurlar Badem Dalina Asili Bebekler romanimdan tanirlar Kazanskiy'i ve kizi Sevgil'i) bizim evimizden az yukardaki iki bagin içinde simdi isimlerini hatirlayamadigim balka iki aile, ve Yaka tarafinda iki katli, genis avlulu, dörtbir yani yüksek duvarlarla çevrili Kiziltas hastanesi oldu.

Kiziltas'in o yillardaki günlük hayatinin Onlar Da Insandi romanimda yazdiklarimdan çok farkli olmadigi kanaetindeyim. Kiziltas'ta kolhoz rejimi kuruldugundan bir yil önce kapatildi hastane; çifte kanatli ve demir parmakli kapisma kursun mühürlü müsadere kilidi takildi, ve bir müddet sonra içerisinden bütün esyalari çikarilip açik kamyonlarla bilinmedik bir yere tasindi. Bunu iyi hatirliyorum. Konu üzerine babamla konusurken amca kizi Dr. Zemine Dagci'nin yasli gözlerini de unutamiyorum. Niçin ve neden? Bir hastahaneydi bu. Bize gerekliydi. Bizden baska, Onlar Da Insandi'nin Kala Malasi ve Ivan'i gibi, pejmürde kiliklarinda Kiziltas'tan geçip Yaka'ya giden kimselerin de ihtiyaçlari vardi hastahaneye.

Bu yilin baslarinda Kirim Tatar Millî Meclisi Türkiye Temsilcisi Zafer Karatay bir video gönderdi adresime: Kirim'a gidip Kirim'in tarihî ve bugünkü durumu üzerine belgesel bir film hazirlamis TRT için Zafer Karatay. Büyük bir merakla seyrediyordum filmi. Belgeselin sonlarina dogru Kiziltas'in Gelinkaya'si alinmis filme. Dalmistim, iyice isitemedim;

"Cengiz Dagci'nin Onlar Da Insandi romaninda adi geçen bir tablo", diyordu galiba belgeselin spikeri.

Görünüme dalmistim ya, Gelinkaya'yi taniyamadim dogrusu. Benim çocuklugumun (sonralarda gençligimin) Gelinkaya'si küçülmüstü adeta. Yok, adeta degil, gerçekten küçülmüs göründü gözlerime. Küçülmez mi herseyimizi silip süpürdüler: camilerimizi, hastahanelerimizi, hanlarimizi ve çesmelerimizi... Hiç bir seyimizi birakmadilar. Kiziltas'i Krasnokamensk'e dönüstürenler Gelinkaya'yi da pekala küçültebilirlerdi.

 


Emel Dergisi. Sayı :218


Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    485901 Ziyaretçi