CUMHURBAŞKANLIĞI ÖDÜLLERİ İSABETLİ Mİ ? M.N.YARDIM-www.armahaber.com-06.11.2008

 

Mehmet Nuri Yardım - www.mehmetnuriyardim.com,

Armahaber
Cumhurbaşkanlığı Ödülleri İsabetli mi? ( 06.11.2008 - 10:34:54 )
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, değerlendirme kurulunun önerisi üzerine, 2008 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin, mimari dalında Turgut Cansever’e, müzik dalında Dr. Alaeddin Yavaşca’ya, edebiyat dalında ise Yaşar Kemal’e verilmesini uygun gördü.

Her ödül tartışmaya açıktır. Bir kurul tarafından verilen ödüller de, bir yarışmada seçilen eser ve kişiler de her zaman münakaşa edilebilir. Bu gayet tabiidir. Ben Ömer Seyfeddin Hikâye Yarışması’nda, Mustafa Necati Sepetçioğlu Roman Yarışması’nda, Nihad Sâmi Banarlı Makale Yarışması’nda ve benzer bazı edebiyat yarışmalarında seçici kurulda görev aldım. Bazen birimizin 90 puan verdiği bir hikâyeye başka bir hocamız 60, bir diğeri 70 puan verebiliyordu. Fakat jüri genelde ortalamayı tutturur ve çok fazla fark olmazdı.

Bir heyet tarafından verilen ödüllerin de kamuoyunda ele alınması ve bu konuda yorum yapılması gerekebilir. Ben, öncelikle Cumhurbaşkanlığı adına kültür sanat büyük ödüllerinin verilmesinin son derece anlamlı ve gerekli olduğunu söylemek istiyorum. Bu, meselenin bir cephesi sadece. Peki seçilen isimlerde isabet edilmiş midir?

Öncelikle Turgut Cansever ve Dr. Alaeddin Yavaşça’ya verilen ödüllerin hiç kimse tarafından eleştirilmemesi ve yadırganmaması bu konuda tam bir isabet kaydedildiğini gösteriyor. Evet biri Türk mimarisine yeni açılımlar getirmiş, Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü üç defa almış, diğer sanatkârımız ise ömrünü Türk müziğine adamış, bestekârlığı ve icracılığıyla sanatseverlerin gönüllerini fethetmiştir.

Ancak Yaşar Kemal’e gelince. Burada bir tereddüt, hatta istifham yaşanmaktadır. Bu ödül gerçekten edebiyat ödülü olarak mı verilmiştir. Yoksa gedikli Nobel adayımızın zaman zaman dış basında çıkan ve Türkiye’yi eleştiren sözlerine bir ‘suspayı’ olarak mı öngörülmüştür, bunun kesinlikle açıklanması lâzım. Yaşar Kemal’in “Devleti affetmeyeceğim” sözüne veya tehdidine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ince diplomasi (!) sonucu bir barış teklifi midir acaba? Bazı gazetelerde yazıldığı gibi, devletimiz romancıya ‘zeytindalı’ mı uzatmıştır? Bu yönüyle ödülün Orhan Pamuk’a verilen ödüle muhteva olarak benzediği söylenebilir mi?

Yaşar Kemal’in romancılığını hiç kimse inkâr edemez. Elbette başta İnce Memed olmak üzere pek çok roman yazmıştır ve bu romanların bir kısmı vasat, bir kısmı vasat üstüdür. Kötü romanları da vardır doğal olarak Yaşar Kemal’in. Ama Türk edebiyatının en iyi romancısı olduğunu söylemek mümkün değil. Bu konuda ciddi bir araştırma yapıldı mı acaba, yoksa ahbap çavuş ilişkileriyle mi bu ödül kotarıldı? Bunun sorgulanması gerekiyor.

Merak ediyorum. Y. Kemal’in “En iyi romancı” olduğunu ispatlamak için kaç eleştirmenden, kaç bilim adamından görüş alındı? Üniversitelerimizin Edebiyat Fakülteleri Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde roman üzerine derinleşen ve geniş çalışmalara imza atan profesörlere sordum. Hepsi de bu ödülün hak edilen kişiye verilmediği görüşündeler. Yaşar Kemal’in romancılığı üzerinde bu yazımda durmayacağım. Çünkü daha 1970’li yıllarda düşünce ve sanat dünyamızın yıldızlarından Cemil Meriç, Yaşar Kemal’in romancılığını ve romanlarını eleştiren ve sorgulayan önemli makaleler yazmıştı. Daha sonra bu yazılar Meriç’in başta Kırk Ambar olmak üzere eserlerinde yer almıştır. Meraklısı oradan okuyabilir.

Acaba üç ödülden ikisi millî çizgide eser üreten sanatkârlara verildikten sonra bir ‘denge politikası’ gözetilerek mi edebiyat dalında Yaşar Kemal tercih edilmiştir? Bunu bilmek elbette bizim için güç, ama aynı zamanda hakkımız. Özetle merakımız şu ki, bu ödül romancıya sanat kaygısıyla mı, yoksa ideolojik endişeyle mi lâyık bulunmuştur? Değerlendirme Kurulu’nun raporunun açıklanması ve kafalardaki istifhamın bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. Türkiye’de her şey sorgulanırken bir sanat ödülü de masaya yatırılmalı ve veriliş gerekçesi bütün açıklığıyla ortaya konulmalıdır.

Bu ödül başka kime verilebilirdi peki? Mukayese etmek istemem ama Türkiye’nin ve Türk dünyasının unutulmuş ve kasten ihmal edilmiş büyük romancısı yaşıyor İngiltere’de: Cengiz Dağcı. Dağcı niçin hatırlanmamıştır ve neden hiç hatırlanmaz? 1932-1940 yıllarında Kırım Türklerinin yaşadığı insanlık ayıbı dramı ve Ruslar tarafından uğradığı soykırımı romanlarında anlatan bu yazarımız neden hep gözardı edilmiştir ve hâlâ edilmektedir. Bütün romanlarını Türkiye Türkçesiyle kaleme alan bu büyük sanatçımızın en büyük kabahati yoksa sosyalist olmamak mıdır? Beyler Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, Ölüm ve Korku Günleri, O Topraklar Bizimdi, Dönüş, Badem Dalına Asılı Bebekler, Üşüyen Sokak gibi pek çok şahesere imza atan bir romancıdan söz ediyorum. 1920 yılında doğmuş Türklerin aksakalı bu büyük yazarın romanları, daha 1950’li yıllarda Yaşar Nabi Nayır tarafından Varlık Yayınları arasında yayımlanmıştı. Sanırım hiç kimse Yaşar Nabi’nin Dağcı’yı kayırdığı ve romanlarını 50-60 yıl öncesinde hatır için bastığı söylenemez. Romancının bütün eserleri şimdi Ötüken tarafından neşrediliyor ve Türkiye’de romanları en çok okunan Türk yazarları arasındadır. Ömrüne bereket dilediğim Cengiz Dağcı da, bu yıl yitirdiğimiz Cengiz Aytmatov da sol düşüncelere sahip olsalardı emin olun Nobel’i de dünya çapındaki diğer büyük ödülleri de almış olurlardı.

Cengiz Dağcı’nın 1940’lı yıllarda Türkiye’ye gelmek istediği ve o zamanki hükümet tarafından buna izin verilmediği biliniyor. Romancımız bu hicran yarasıyla âşık olduğu Türkiye’den kendisine gönderilen “Türk Çiçekleri”ne bile övgüler düzmüştür. Ki o metni her okuyuşta benim gözlerim yaşarır. Kış soğuğunda, çocuğuymuş gibi üstlerini örter çiçeklerin ve “Üşümesin benim Türk çiçeklerim” der. İşte edebiyat ödülü Cengiz Dağcı’ya verilmiş olsaydı hem 1940’lı yılların o “ayıb”ı kapatılmış, hem de kendisi İngiltere’de gözü ve gönlü ülkemizde olan büyük romancının kırık kalbi bir nebze tamir edilmiş olacaktı. Ama bu hengame içinde Cengiz Dağcı’yı düşünen kim? Üstelik kalbinin kırık olduğunu kaç kişi bilir?

Burada kusuru sadece edebiyat baronlarında aramak yanlış olur dostlar! Cengiz Dağcı’ya, millî ve manevi değerlere bağlı olduğunu söyleyen kişi ve çevreler de sahip çıkmamıştır. Hakkında bir iki araştırma yapılmıştır, işte o kadar. İsa Kocakaplan’ın incelemeleri ve merhum Kemal Çapraz’ın gidip kendisiyle Londra’da röportaj yapmasını hariç tutacak olursak unuttuğumuz bir yazardır Cengiz Dağcı.

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın 1999 yılında kendisine verdiği Türk Dili Ödülü’nü almaya gelememişti. Ötüken aracılığıyla gönderdiği mektubu Ahmet İyioldu ağabeyimiz okumuştu AKM’de. Ben de o mektubu Türkiye gazetesinde yayımlamıştım. Ne yürek yakıcı bir mektuptu öyle... Hasreti, hicranı, sevdası, sevgisi satır aralarına bir ana kokusu gibi sinmişti. Ah koca üstat, aziz insan Cengiz Dağcı! Bilmem ki bizi affedecek misin?

Siz kendi değerlerinize sahip çıkmazsanız şikâyete de hakkınız olmaz, mızmızlanmaya da. Kırım dâvâsına en büyük hizmeti kalemiyle yapan o efsane adam Londra’da yalnız yaşarken onlarca Kırım derneği ne yapıyor? Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı harekete geçirip Türkiye’ye dâvet ettirebiliyor mu? Biz Sanatalemi.net’i arkadaşlarla kurduğumuz 2006’nın Ağustos ayında ilk kampanyamızı Cengiz Dağcı’ya ayırmıştık. Esefler olsun ki, “Cengiz Dağcı’yı Türkiye’ye Getirtelim” kampanyamız ilgi görmedi. Sadece birkaç kişi bu anlamlı çağrıya yorum yazdı, destek verdi. Herkesin üstüne ölü toprağı serpilmişti âdeta. Daha sonra ödüller, Orhan Pamuklara, Yaşar Kemallere verildiğinde kıyametleri koparanlar o zaman Cengiz Dağcı’ya sahip çıkmadılar. Böyle bir romancıyı hatırlamadılar bile. Çünkü hâfıza kaybına uğramışlardı. Daha doğrusu kirli siyasetin çamuruna bulanmışlardı ve sanatın aydınlatıcı, edebiyatın diriltici rolünden ve fonksiyonundan habersiz idiler.


Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    469473 Ziyaretçi