CENGİZ DAĞCI VE ÇOCUKLUĞUM-M.AYBİKE SİNAN-www.haberdokuz.com

 

Salı, 04 Mart 2008

Cengiz Dağcı ve  Çocukluğum

 

Meryem Aybike Sinan 

 

                                                           “Vatan diye ağlaşır, garip Kırım dağları”

                                                                                             

          Kırım Türklerini, ilk kez onun romanlarında tanımıştım. Evimizin çatı katına atılmış eski kitapların arasında bulduğum tozlu bir kitaptı. “Onlarda insandı”.  Henüz ilkokul üçüncü sınıfta okuyan bir öğrenci için oldukça kalın ve karmaşık bir kitap olmasına rağmen kimselere bir şey sormadan  kitaba  çatı katında ısınmıştım bile. Kiremitlerin arasından sızan zayıf ışığın  yer yer aydınlattığı tozlu kitapların arasında, ilk formasını bir nefeste okuyuvermiştim.

            Aşağıya indiğimde Kırım benim için boynu bükük bir yaralı diyardı...

            İkinci dünya savaşı, arada kalan insanların acıları, kolhoz denen kolektif sistemin ayak sesleri yüreğime basarak ilerledi. Romanın baş kahramanı Bekir, ayrılmaz parçası Macik...

            İvan’ın, köye yerleşen diğer Rusların  Kızıltaş köyünü kısa zamanda nasıl perişan ettiklerini, nasıl yağmaladıklarını bugün bile dehşetle kalbimde duyuyorum. Kırım, çocuk yüreğimin kuytularında yerini bulmuş ve derin hüznünün gölgesini bırakmıştı. Bu roman benim Türkoloji’ye ilgi duymama neden olmuştu.

Cengiz Dağcı kadar Sovyet rejiminin can acıtan yanlarını gerçekçi bir şekilde veren bir başka Türk yazar var mı bilmiyorum. “Onlar da İnsandı” romanını okuduktan sonra yana yakıla bu romanın devamı olan “Kolhozda Hayat”adlı romanını aramaya başladım.

“Kolhozda Hayat” romanında  alıştığım kahramanların büyük çoğunluğu artık yoktu. Bir gözyaşı sağanağına tutulmuş kederlenmiştim. Aradan uzun zaman geçti. Ben Türkoloji eğitimi aldım.  Mesleğim gereği bir çok edebiyatçımızı romancımızı okudum, tanıdım. Ancak beni Cengiz Dağcı kadar etkileyen bir başka romancımız olmadı, olamadı.

Türk Edebiyatının şüphesiz en büyük romancısıdır Cengiz Dağcı. Kırım Türklerinin hazin dramını, sürgünlerini böylesine yalın ve gerçekçi anlatan bir başka yazarımız yoktur. Bizim dünya çapında övülmeyi, takdir edilmeyi hak eden nadir sanatçılarımızdandır.

El, bizi kötüleyen içimizdeki ağyara, methi seniyeler  düzerken onları ödüle boğarken geliniz bir kez olsun millet olarak bir sanatçımızı yad edelim. Yad ellerin yalnızlığına terk etmeyelim.

Aykırı kuşatmalar altındaki kültürümüze, emek verenlere sahip çıkmanın tam zamanıdır diyorum. Umutlarımız eskimeden, çok geç olmadan  olabilecek bir  güzelliğe amin diyelim. Cengiz Dağcı’yı yad ederken aklıma bir hüzünlü türkü geliyor ki ezip geçiyor bağrımın orta yerini:

Çırpınırdı Karadeniz

Bakıp Türkün Bayrağına

Ah ölmeden bir görseydim,

Düşebilsem toprağına. 

 

Ayrı düştüm dost elinden

Yıllar var ki çarpar sinem

Olsun bütün yaban eller

Kurban Türkün bayrağına.

 

            Şarkı formatındaki bu türküyü  ne zaman dinlesem, aklıma bir ceylan güzelliğindeki mahzun diyar, Kırım gelir. Kırım Türkleri gelir. Çok uzaklara sürülen, oralarda hayatlarını kaybeden mahzun Kırım Tatarları gelir.

            Bu duyguları Cengiz Dağcı’ya borçluyum.

            Çünkü...

            Cengiz Dağcı, hissettirdi bu duyguları bize. O anlattı, o duyurdu, o yazdı. Cengiz Dağcı’yı tanımasaydım eğer Karadenizin kuzeyinde neler yaşandığını bilemeyecektim. Onlardan biri olmayacaktım.

           Kızıltaş  köyünü hiç bilmeyecektim.

            Belki de  Türkoloji’ye ilgi duymayacaktım.

            Cengiz Dağcı’yı iyi ki tanımışım.

 


Anket

  Cengiz Dağcı'nın Polonya'da tanınan bir yazar olabilmesi için sizce en etkil çalışma hangisi olurdu ?

  • E-Bülten

  • Sözlük

  • Müzik Yayını

    485858 Ziyaretçi